9 Nisan 2012 Pazartesi

ÇORUM














ÇORUM




YÜZÖLÇÜMÜ: 12.820 km²




NÜFUS: 534.578 (2011)




İL TRAFİK NO: 19




İLÇELER: Çorum (merkez), Alaca, Bayat, Boğazkale, Dodurga, İskilip, Kargı, Laçin, Mecitözü, Oğuzlar, Ortaköy, Osmancık, Sungurlu, Uğurludağ.




İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Boğazköy-Alacahöyük Milli Parkı, Figanı (Beke) Kaplıcası, Büyük Güllicek, Kuşsaray, Güzelcedere, Pazarlı, Eskiyapar ve Kalınkaya Höyükleri, Çorum, Kaletepe, Kale (Eğercidağ), İskilip ve Osmancık (Kandıber) Kaleleri, Melik Gazi, Kalehisar, Gerdekkaya ve Yazılıkaya Yerleşme Kalıntıları, İskilip Bayat ve Kızılcapelit Kaya Mezarları, Çorum Ulucamisi, Hamid, Han, Şeyh Muhiddin-i Yavsi, Tabakhane, Mihri Hatun, Oğuzköy, Koca Mehmed Paşa (İmaret) ve Büyük Camileri, Sinan Paşa Külliyesi, Alaca Hüseyin Gazi ve Akşemseddin Medreseleri, Koyun Baba Köprüsü, Güpür, Paşa, Ali Paşa, Koca Mehmed Paşa ve Sunguroğlu Hamamları, Çorum, Alacahöyük ve Boğazkale (Boğazköy) Müzeleri.







İl Kültür Müdürlüğü




Tel: (364) 212 05 10

Faks: (364) 212 05 10




Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü




Kültür Sitesi – ÇORUM

Tel: (0 364) 213 70 38

Faks: (0 364) 212 05 10




Müze




Çorum Müzesi




Adres: Gülabibey Mah. Müze Sok. – Çorum

Tel: (364) 213 15 68

Faks: (364) 224 30 25




Örenyerleri




Alacahöyük Müz. Ör. – Alacahöyük/Alaca

Boğazköy Müzesi – Boğazkale

Boğazköy Örenyeri – Boğazkale

Yazılıkaya ve Hat. – Boğazkale

Ortaköy Örenyeri – Ortaköy

Eskiyapar Örenyeri – Alaca




Önemli Günler




Festivaller:




Uluslararası Hitit Festivali

Çorum

15-25 Temmuz




Osmancık Pirinç Festivali

Osmancık

1-10 Kasım




Mecitözü Ayçiçek Festivali

Mecitözü

Eylül Son Hafta




Panayırlar:




Kargı Panayırı

Kargı

31 Ekim-6 Kasım




Şenlikler:







Hıdrellez Şenliği

Osmancık

6-8 Mayıs




Geleneksel Sonbahar Güreş ve Müzik Şenlikleri

İskilip

Eylül İlk Hafta




Güreş ve Şenlik

Sungurlu

Sonbahar Mevsimi




Berk Köyü Karakucak Güreşleri

Berk Köyü / Dodurga

Ekim




Üst Resim: Boğazköy Hattuşaş – İlk çağda Hitit İmparatorluğu’nun başkenti

Alt Resim: Kadeş Antlaşması (M.Ö. 12.yy) – Dünyanın ilk yazılı barış antlaşmasından parça







GENEL BİLGİLER;




Karadeniz Bölgesinin İç Anadolu’ya açılan kapısı olan Çorum İli , Anadolu kültür mozaiği içerisinde eşsiz bir konuma sahiptir.

Günümüzden 7 bin yıl öncesine ait kültürel verilere rastlanan Çorum’da, ilk organize devleti kuran Hititlerin ilk başkenti Hattuşa bulunmaktadır.

Hattuşa Anadolu’nun kalbinde, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış ülkemizdeki 9 değerden biridir. Hitit uygarlığı en az Mısır Uygarlığı kadar eski ve zengin bir uygarlıktır. Hititlerle Mısırlılar arasında yapılan Kadeş Antlaşması metin tabletleri Boğazköy’de bulunmuştur.




Hititlerin diğer önemli kült (dini) merkezlerinden sayılan, arkeolojide Arinna olarak bilinen Alacahöyük Ören Yeri; 13 Kral Mezarı , Hatti Tunç Güneş Kursu ve Sfenksli Kapıları ile görülmeye değer tarihi bir yerdir. Ulu Önder Büyük Atatürk’ün bizzat direktifleriyle ilk milli kazılarımızın başlangıç noktası olması ile de önem arzeder.

Ortaköy İlçesindeki Şapinuva ören yeri de büyük bir Hitit kenti olup, hala sürmekte olan kazı çalışmalarında bol miktarda yazılı belge ortaya çıkarılmıştır.




Ayrıca, 1990 yılında başlatılan ve kongre dili Türkçe olan “Hititoloji Kongresi” her üç yılda bir düzenlenmekte olup, 6 yılda bir de Çorum’da gerçekleştirilmektedir. Bu kongreye dünyanın bir çok yerinden bilim adamı katılmaktadır.




Hitit uygarlığının yanısıra, her biri sanat şaheseri olan Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait; cami, köprü ve kalelerle süslü Çorum, yayları ve İncesu Kanyonu gibi doğal güzellikleri ile de görülmeye değer bir yerdir.

Meşhur leblebisi, Osmancık ve Kargı’da üretilen kaliteli pirinçleri dünyaca tanınmaktadır.




İLÇELER

Çorum (merkez), Alaca, Bayat, Boğazkale, Dodurga, İskilip, Kargı, Laçin, Mecitözü, Oğuzlar, Ortaköy, Osmancık, Sungurlu, Uğurludağ.




Müzeler




Çorum Müzesi




İl merkezinde Endüstri Meslek Lisesi yanında yer almaktadır. Hicri 1332 yılına tarihlenen bina, yapıldığı bugünden bu yana hastane ve okul olarak kullanılmıştır. 1989 yılından itibaren Çorum Müzesi olarak kullanılmak üzere restorasyonuna başlanmış ve halen restore işlemi devam etmektedir. Müzede Geç Kalkolotik (M.Ö. 4500) dönemden itibaren kronolojik olarak Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri Çağı, Eski Hitit, Hitit İmparatorluk, Firig, Helenistik, Roma ve Bizans Dönemi eserlerinin sergileneceği arkeolojik salon ile Çorum yöresine ait Etnoğrafik eserlerin sergileneceği Etnoğrafik salonu açma çalışmaları devam etmektedir.







Alacahöyük Müzesi




Alaca İlçesi, Alacahöyük beldesinde yer almaktadır. Çorum Müze Müdürlüğüne bağlı olarak hizmet veren müzede ; Alacahöyük kazılarında elde edilen Kalkolotik, Eski Tunç Çağı, Hitit ve Frig Dönemine ait eserler ile yöreden derlenen Etnoğrafik eserler sergilenmektedir.Çorum’a 45 km. uzaklıktadır. Alacahöyük’te ilk yerel müze 1940 yılında teşhire açılmış, 1982 yılında ise yeni binasına taşınmıştır. İki katlı olan müzenin üst katında Hamit Zübeyr Koşay ve Remzi Oğuz Arık salonları bulunmaktadır. Kazı başkanlarının isimlerinin verildiği bu salonlarda Alacahöyük ve Pazarlı kazısında elde edilen eserler sergilenmektedir.




Boğazköy Müzesi




Çorum’a 84 km. uzaklıktaki Boğazkale ilçesinde yer almaktadır. Çorum Müze Müdürlüğüne bağlı olarak hizmet veren müzede Boğazköy-Hattuşa kazılarında açığa çıkartılan eserler ile çevreden elde edilen eserler sergilenmektedir.

12 Eylül 1966 yılında açılan Müze, Boğazköy (Hattuşaş) kazılarında açığa çıkan ve çevreden müzeye gelen eserlerin depo ve sergilemesinin yapıldığı mahalli bir müze konumdadır.

Hitit Dönemine ait eserlerin ağırlıklı olduğu müzede ; Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler de sergilenmektedir.




Örenyerleri




Alacahöyük Örenyeri Çorum’un 45 km güneyinde, Alaca İlçesinin 17 km kuzeybatısında yer almakta olup, Boğazköy’e 34, Ankara’ya ise 210 km uzaklıktaki Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir. Höyük, bilim alemine ilk kez 1835 yılında W.C.HAMİLTON tarafından tanıtılmış olup, bu yıllardan itibaren Orta Anadolu’yu ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri olmuştur.




Eski Tunç ve Hitit Çağında çok önemli bir kült ve sanat merkezi olan Alacahöyük’te 4 uygarlık çağı bulunmaktadır. Geç Kalkolotik çağını Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemleri takip eder. Örenyerinde Hitit İmparatorluk dönemine ait Sfenksli Kapı, şehrin batısındaki Poternli Kapı ve mimari eserler ile Hatti uygarlığının aydınlanmasına çok katkıları olan Alacahöyük Eski Tunç Çağı haneden mezarları ile yerel müzesi, Boğazköy ve Yazılıkaya’yı ziyaret edenler için aynı gün gezilebilecek önemli bir örenyeridir.




Hitit İmparatorluk dönemine tarihlenen kalker temel üzerine andezit bloklarla inşa edilmiş iki kule arasında yer alan Sfenksli Kapı’nın genişliği 10 metredir. O, bir yolla bağlandığı büyük mabedin anıtsal geçididir. Dış girişin iki yanındaki büyük söğe bloklarının dış yüzleri Sfenks protomları ile süslüdür. Kulelerin dış ve iç yüzlerinde yer alan kabartmalar Fırtına Tanrısı onuruna kutlanan bir kült festivalini yansıtmaktadır.




Alacahöyük kazıları , Orta Anadolu’nun kuzey bölgesinin kesintisiz stratiğrafisini veren tek merkez olması ve özellikle 13 kral mezarı ile eski Tunç dönemine, monimental mimari kalıntılarıyla Hitit dönemine ışık tutması açısından dünya arkeoloji literatüründe önemli bir yere sahiptir.




Boğazköy Örenyeri Boğazköy ( Hattuşa ) Örenyeri , Çorum ilinin 82 km güneybatısında yer almakta olup, Ankara’ya uzaklığı ise 208 km’dir. Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezinde bulunan Boğazköy ( Hattusa ) örenyeri Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda , ovadan 300 m. Yükseklikteki sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle çevrili olarak kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır. Şehir kuzeye doğru açık olup, kuzey kısmı dışında diğer kısımları surla çevrilidir. Arkeolojik kazılarda gün ışığına çıkarılarak restore edilen ve artık bir açık hava müzesi niteliğinde ziyaret edilebilen kalıntılar, Boğazköy Tarihi Milli Parkı’nın da odak noktasını oluşturmaktadır. Hattuşa 1986 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmıştır. Ayrıca burada bulunan çivi yazılı tablet arşivleri de 2001 yılından itibaren UNESCO’nun “Dünya Belleği Listesinde” yer almaktadır.




Hattuşa’nın keşfi 1834 yılında Fransız mimar Charles Texier tarafından gezilmiş ve dünyaya tanıtılmıştır. Bu buluş aslında yalnızca Hattuşa’nın keşfi değil , tamamen unutulmuş olan Hititlerin keşfi olarak da tanımlanabilir. 1893-94’de Ernest Chantre’nin birkaç sondaj yapmasına ve ilk çivi yazılı tabletleri yayınlamasına kadarki dönemde pek çok bilim adamı ve gezgin Hattuşa’yı ziyaret eder. Muze-i Humayun müdürü Osman HAmdi Bey, 1906’da müzesi adına Makridi’nin sorumluluğunda Boğazköy kazılarını başlatmış, zamanın çivi yazısı uzmanı Assiriyolog Hugo Winckler’i de kazı heyetine alarak , burasının Hitit Başkenti Hattuşa olduğunu tespit etmişlerdir. 1931-1939 yılları arasında ve 2.Dünya savaşı nedeniyle verilen aradan sonra 1952’de yeniden başlatılan kazılar kesintisiz olarak Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülmektedir.




Antik Kapadokya bölgesinin kuzey sınırına yakın bir yerde bulunan ve arkeolojik kazılarla gün ışığına çıkartılıp restore edilen ve açık hava müzesi niteliğindeki ziyaret edilebilen Hititlerin başkenti Hattuşa-Boğazköy’deki kalıntılar, Boğazköy Tarihi Milli Park’ın temelini oluşturmaktadır. Yüz yıldır sürdürülen kazı ve araştırmalar Hattuşa-Boğazköy çevresindeki en erken yerleşmenin Kalkolotik çağda (M.Ö. 6000) olduğunu ortaya koymuştur. Eski Tunç Çağı’nda da sürekli yerleşmenin görüldüğü Hattuşa’da bu dönemi Asur Ticaret Koloni devri izler. Yazılı belgelere göre M.Ö. 2. binin başlarında Kuşar’lı Anitta Hattuşa Kralı Pijusti’yi yenip şehri tahrip eder ve şehri lanetler. Anitta’nın lanetine rağmen şehir M.Ö. 1600/1650 yıllarında Hitit Kralı 1.




Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Hititlerin M.Ö.1200’de şehri çeşitli nedenlerle terk etmesiyle burada Erken Demir Çağı (Karanlık Çağ) başlar. Bu dönemi M.Ö. 9.yüzyılda Frig Çağı daha sonra Helenistik, Galat ve Roma/Bizans çağları takip eder.




Boğazkale Yazılıkaya Boğazkale, Hattuşa’nın 1.5 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. Hattuşa’nın en büyük ve etkileyici olan kutsal mekanı, şehrin biraz dışında yer alan, yüksek kayalar arasına saklanmış Yazılıkaya tapınağıdır. Özellikle ilkbahardaki yeni yıl kutlamalarında kullanıldığı sanılan bu Açıkhava tapınağında, ülkenin önemli Tanrı ve tanrıçaları alay halinde kayalara kabartma olarak işlenmiştir.




Yazılıkaya Açıkhava tapınağında tabii kayalığa yapılmış olan, A odası olarak adlandırılan büyük galeri ile, B odası olarak adlandırılan küçük galeri yer almaktadır. Büyük galeri’nin ( A Odası ) batı duvarı Tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise tanrıça kabartmalarıyla bezelidir. Ayrı bir girişi bulunan Küçük Galeriyi ( B Odası ) girişin iki yanında bulunan aslan başlı , insan gövdeli cinler korumaktadır. B odasının batı duvarında sağa doğru ilerleyen 12 tanrı, doğu duvarında ise Kılıç Tanrısı ile Tanrı Şarruma ve himayesindeki Kral IV.Tudhalia yer almaktadır.




Ortaköy Şapinuva Çorum’un 53 km güneydoğusunda yer alan Ortaköy ilçesinin , 3 km güneyindedir. Ortaköy Hitit şehri ,Yeşilırmak Nehrinin üzerinde bulunduğu ve Kelkit’ten başlayan Koyulhisar-Reşadiye-Niksar üzerinden Amasya’ya doğru gelişen vadinin hemen sonunda yer almaktadır.Şehir derince bir vadinin kuzey yamaçlarındaki bir plato üzerine kurulmuştur.




1990 yılında Prof. Dr.Aygül Süel ve Dr.Mustafa Süel başkanlığında kazı çalışmaları başlatılmıştır.1994 yılında Ortaköy’ün Hitit Çağı’ndaki adının Şapinuwa olduğu tesbit edilmiştir. Bu önemli Hitit şehri Hitit Devleti’nin başkentlerinden biridir.




Yapılan çalışmalarda monumental yapılar günışığına çıkarılmıştır.Bu binalarda şu ana kadar sayıları dört bini aşan Hitit çivi yazılı tablet arşivleri ele geçirilmiştir. Bunların çoğunu Hititçe metinler oluşturur. İçerik olarak birbirleriyle ilişkileri, paleografileri ve buluntu durumlarına göre, Ortaköy –Şapinuva tabletlerinin büyük bir kısmının aynı döneme ait oldukları, Boğazköy ve Maşat Höyük belgeleri ile olan ilişkileri nedeniyle de bu tabletlerin Orta Hitit döneminin sonlarına tarihlendiği açıklanmıştır.




Eskipazar Örenyeri




Alaca ilçesinin 5 Km Batısında,Alaca-Sungurlu yolu üzerindeki höyük,Boğazköy’ün 25 Km Kuzeydoğusunda, Alacahöyük’ün ise 20 Km Güneydoğusunda yer almaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda Höyükte kesintisiz bir iskanın varlığı tespit edilmiş olup,Höyükte eski Tunç,Hitit,Frig,Roma ve iki safhalı Helenistik döneme rastlanmıştır.

Höyükün Kuzeydoğu ve Batı kesimlerinde Hitit İmparatorluk çağı şehir surunun temelleri bulunmuş,dikdörtgen planlı,avluları taş döşeli binalar




Boğazköy ve Alacahöyükteki binalardan farksız olarak ,Hitit üslubunda inşaa edilmişlerdir.Höyükün Güneydoğu kesiminde geniş bir alana yayılan eski Hitit dönemi mahallesinin yanmış evlerinden çok sayıda toprak eserler elde edilmiştir.Yine bu alanlarda bulunan kabartmalı kült vazoları burasının dini bir merkez olduğu görüşünü kuvvetlendirmiştir.Höyükte Hitit tabakaları altında yer alan eski Tunç çağı tabakalarında yapılan çalışmalarda ,bir evin tabanı altında altın ve gümüş objelerden oluşan bir defineye rastlanılmıştır.Gümüş vazolar,Suriye şişesi,gümüş merasim baltası ,değişik tiplerde altın iğne,boncuk,küpe ve bileziklerden oluşan define,bir taraftan




Alacahöyük,Kültepe,diğer taraftan Truva ,Poliochni ve Kuzey Suriye-Mezopotamya buluntularıyla benzer olup bu buluntular Ankara Medeniyetler Müzesinde sergilenmektedir.




Yörüklü (Hüseyindede Tepesi)




İlimiz Sungurlu ilçesi,Yörüklü kasabası Hüseyindede tepesi olarak adlandırılan mevkiide bulunmaktadır.Yapılan çalışmalar sonucunda Eski Hitit dönemine ait iki ayrı kabartmalı vazo parçalarına yine aynı döneme ait olan tek mekanlı bir odada rastlanmıştır.Elde edilen parçaların restorasyon çalışmaları sonucunda birisinin inandık vazosu tipinde olduğu,diğerinin ise daha küçük ve boyun üzerinde tek filiz halinde Hitit dini törenlerini anlatan bir tasvir bantının olduğu tespit edilmiştir.Bu tasvir bantı üzerindeki en önemli sahneyi ise boğa üzerinde takla atan bir akrobat oluşturmaktadır.İnandık vazosu tipinde olan ve üzerinde 4 tasvir bantı olan büyük vazonun ağız kenarında küçük bir tekne ve başları içe bakan dört boğa başı yer almaktadır.Tasvir bantlarında konular yine Hitit dini törenlerini anlatmaktadır.Bu kabartmalı vazoların yanı sıra yapılan çalışmalarda




Eski Hitit dönemine ait olan (formlarını daha önceden bilinen) Matara biçimli kap ve yuvarlak ağızlı yüksek boyunlu testiler de elde edilmiştir. 1998 yılındaki çalışmalarda ise teraslama tekniğinde yapıldığı ortaya çıkan Eski Hitit Dönemine ait mimari takip edilmiş olup, ileri ki dönemlerde kazı çalışmalarına devam edilecektir.




Laçin Kapılıkaya Anıtsal Kaya Mezarı




Çorum’un yaklaşık 27 km. kuzeyinde, Kırkdilim mevkiinde oldukça sarp, kayalık ve akarsu tarafından yarılmış derin vadilerin oluşturduğu engebeli arazi üzerinde, kuzeye doğru uzanan bir kaya blokunun burun kısmının kuzey-batı köşesinde yer almaktadır.

Komutan İKEZİOS’a ait hellenistik dönem kaya mezarı olup, M.Ö. II.yüzyıla tarihlenmektedir. Çay seviyesinden 65 m. Yükseklikteki kaya mezarının yamuk biçimli bir podyum zemini vardır.Bu podyumdan 8 basamaklı merdivenle ikinci platformda, oradan da 12 basamaklı merdivenle mezar önündeki podyuma geçilmektedir.




Mezar odasının kapısı üzerinde “İKEZİOS”yazısı okunmaktadır. Mezar odası kareplanlı olup , girişin sağ ve solunda niş şeklinde oyulmuş ölü şekilleri vardır.




İskilip Kaya Mezarı




İskilip merkezinde bulunan Osmanlı dönemine ait 100 m yükseklikteki tabi bir kaya üzerine inşa edilmiş, kalenin güney ve güneydoğu eteğinde Roma dönemine ait kaya mezarları bulunmaktadır. Güneydoğusunda bulunan kaya mezarının iki sütunlu dikdörtgen bir girişi vardır.Yuvarlak sütun gövdeleri yukarı doğru inmektedir. Başlıklarda bulunan bilezikler üzerinde oturmuş birer aslan bulunmaktadır. Sütun başlıkları üzerindeki üçgen alınlık içerisinde ise yatar durumda karşılıklı kanatlı iki aslan figürü bulunmaktadır. Kabartmalardan birinin elinde kılıç, diğerinin elinde kadeh mevcuttur. Mezar odası içerisinde iki adet ölü sekisi bulunmaktadır.




Kuleler ve Kaleler




Saat Kulesi: l894 yılında Çorum’lu Beşiktaş Muhafızı Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından yaptırılmış olup, yüksekliği 27.5 m.dir. İlimizin tarihi bir simgesidir.




Çorum Kalesi: Selçuklu mimari özelliği taşıyan Çorum Kalesinde




halen iskan mevcuttur. Şehrin güneyinde yüksek bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kare planlı olup, 80×80 ebatındadır. Yüksekliği 7.35 m. Duvarların genişliği 2.40 metredir. Kalenin kapısı kuzeyde olup, 2.70×3.30 m. Ölçüsündedir. Kalenin içerisinde büyük bir mescit bulunmaktadır. Kalenin kitabesi olmadığı için kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Danişmend veya Selçuklu Dönemine tarihlenen kalede düzgün kesme taş, moloz taş, Roma ve Bizans dönemine ait devşirme taşlar kullanılmıştır.




İskilip Kalesi: Yüz metre yükseklikte, üç tarafı kayalık üzerine inşaa edilmiştir. Güneye bakan bir kapısı, kale içinde sol tarafta bir zindan odası vardır. Dört tarafında burçlar bulunmaktadır.




Osmancık Kalesi: Yüksek bir tepe üzerine kurulmuş olan kalenin surlarının uzunluğu 250 m. Yüksekliği 30 m.dir İlk defa kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte Roma Devrinde yapılmış olduğu sanılmaktadır. Kaleden Kızılırmağa gizli yollar mevcuttur. Kale duvarı örgülerinde Horasan harcı kullanılmıştır. Kale içinde kayalar oyularak yapılmış bir hamam harabesi mevcuttur. Kalenin ön kısmında bir kitabe, gözlemci yeri, kapısı ve burçlardan kalıntılar bulunmaktadır.




Sungurlu Saat Kulesi: l892 yılında kaymakam Edip Bey tarafından yaptırılmıştır. İnşaat malzemesi olarak kesme taş kullanılan saat kulesi, kaide ve saç örgü kısmı dahil sekiz kısımdır. Saat çelik halat ve 50 kğ.lık kovalar vasıtasıyla çalışmaktadır




Tarihi Çorum Evleri

Çorum’un eski evleri Türk toplumunun geleneksel yapısı ile bütünleşmiştir.Sözkonusu evlere; Çorum’un Çepni, Karakeçili, Devane gibi eski mahalleleri ile İskilip, Sungurlu ve Kargı’da rastlanılmaktadır.




NE YENİR?




Leblebisi ile ünlü olan Çorum, yöresel yemekler bakımından oldukça zengindir.

İlin özgün yemekleri arasında Mayalı , (Saç Mayalısı, Tava Mayalısı) , Yanıç , Cızlak , Kömbe, Oğmaç, Hingal, Haşhaşlı Çörek, Borhani (Hamurlu, Yumurtalı, Mantarlı) Helise, Çullama, Madımak, Tirit , İskilip Dolması , Keşkek, Kara Çuval Helvası, Hedik, Teltel, Has Baklava sayılabilir.




NE ALINIR?




Çorum ilinden alınabilecek şeylerin başında, şehrin sembollerinden olan , Çorum leblebisi ve bakır hediyelik eşya gelmektedir.

Ayrıca, İskilip’te ağaç oyma işleri, Alaca Büyük Camili Köyünde kilim, Ortaköy İlçesi Karahacip beldesinde kilim, heybe, patik, çorap ve el örgü ürünlerini bulmak mümkündür.

Osmancık ve Kargı’da üretilen pirinçler de, farklı lezzetleriyle mutlaka tadılması önerilen ürünlerdendir.




YAPMADAN DÖNME




Alaca höyük, Bogazkale Müze ve Ören yerlerini ziyaret etmeden

Kargı ve Abdullah Yaylalarını, Osmancık Başpınar ve Karaca Yaylalarını, İskilip Elmabeli ve Bayat Kurtçaçimeni Yaylalarını gezmeden,




Ortaköy İncesu Kanyonuna gitmeden,

Bakır El Sanatlarını görmeden,

Çorum Mantısı, Keşkek ve İskilip Dolması, Gül burma ve Has Baklavasını tatmadan,

Çorum Leblebisi almadan,

…Dönmeyin







BOĞAZKALE-HATTUŞA




Günümüzden 5 bin yıl öncesine ait kültürel verilere rastlanan Boğazkale’de, ilk organize devleti kuran Hititlerin, ilk başkenti Hattuşa bulunmaktadır. Hattuşa Anadolu’nun kalbinde, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış ülkemizdeki 9 değerden biridir.




Hitit uygarlığı en az Mısır Uygarlığı kadar eski ve zengin bir uygarlıktır. Hititlerle Mısırlılar arasında yapılan Kadeş Antlaşması metin tabletleri Boğazkale’de bulunmuştur. Ayrıca, Hattuşa’nın en büyük ve etkileyici kutsal mekanı, şehrin dışında yeralan, yüksek kayalar arasında saklanmış Yazılıkaya Kaya Tapınağı’dır. Tapınak’ta 90’tan fazla tanrı, tanrıça, hayvan ve hayal ürünü yaratıklar kaya yüzeyine işlenmiştir.




Boğazkale İlçesi , Sungurlu İlçesine bağlı bir bucak merkezi iken ; 1987 yılında yörenin turistik durumu dikkate alınarak ilçeye dönüştürülmüş ve Çorum’a bağlanmıştır.İlçe olmadan önce ; Boğazköy ismini taşıyan yerleşim yeri, Çorum İlinin 82 km güneybatısındadır.




Hattuşa ve Yazılıkaya’nın keşfi 1834 yılında olmuştur.1835-1894 yılları arasında çeşitli yabancı arkeologlar tarafından ferdi çalışmalar yapılmış ; 1904 yılından itibaren ise Alman Doğu Kültürleri Araştırma Merkezi tarafından kazı çalışmaları başlatılmıştır.1939 yılından bu yana da kazılar, aralıksız olarak devam etmektedir.




Boğazkale; Hattuşa ve Yazılıkaya ören yerleri 02.10.1998 tarihinde Milli Park olarak ilan edilmiştir.







Tarihçe:Boğazkale, Hitit uygarlığının başkenti Hattuşa’ın bulunduğu şehirdir. İlk yerleşim Kalkolitik çağda başlamış; ilk Tunç çağında Hattiler’in sonra Asur ticaret kolonilerinin mekanı olan Hattuşaş, Hititler döneminde başkent olmuştur. Böylece ilçenin gerçek tarihi, M.Ö.2000 yıllarında başlamış olur. Kentin asıl merkezini Büyük Kale teşkil eder. Büyük Mabet’in bulunduğu yer ise aşağı şehir bölgesidir. Yazılıkaya Açık Mabedi de Hitit uygarlığının en önemli bölgeleridir. Burada ele geçirilen tabletler, tarihe ışık tutmaktadır.




Hititlerden sonra bölgeye Frigler, Medler, Galatlar, Romalılar, Bizanslar hakim olmuştur.




1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra 1075 yılında Melik Ahmet Gazi komutasındaki Danişmendli ordusu tarafından Çorum Bölgesi’nin fethiyle buralara da Türk göçleri başlar. 16. yüzyılda Türkmen boylarından Maraşlı Dulkadiroğullarından bir grup önce Hattuşaş / Boğazköy’ün 3 km kuzeyindeki Yekbas’a yerleştirilirken, 17. yüzyılın sonunda buradan Eski Hitit başkentinin eteğine taşınırlar.




Hattuşaş 1986 yılında UNESCO’nun “Dünya Kültür Mirası” listesine alınınca yörenin turistik durumu dikkate alınarak harekete geçilmiştir. Boğazköy adıyla Sungurlu’ya bağlı bir bucak iken adı Boğazkale’ye çevrilerek 1987 yılında Çorum’a bağlı bir ilçe haline getirilmiştir. Çorum, binlerce yıldır çeşitli uygarlıkların yan yana ve üst üste oluşturduğu yerli Anadolu kültür geleneğini devam ettiren illerin başında gelir.Maddi kültür belgelerinin zenginliği açısından adeta bir açık hava müzesi görünümünde olan Çorum yöresi 1830’lu yıllardan itibaren Avrupalı gezginlerin, bir çok yerli ve yabancı bilim adamlarının ilgi odağı haline gelmiştir.




İklim:Karasal ve kuru bir iklimi vardır.




ÇORUM TARİHİ















Çorum İli, tarihin derinliklerinden günümüze dikkate değer izler taşıyan bir bölgedir. Her tarafında en eski tarihlerden bugüne kadar gelmiş değişik medeniyetlere ait kalıntılara rastlanır. Hititler Anadolu egemenliğine bu bölgeden başlamışlardır.










Bölgede bu uygarlık kalıntıları bitişik veya üst üste bulunmaktadır. Bir Hitit höyüğü yanında bir Frig, Roma, Bizans devri mezarı veya taban mozaikleri, diğer yanda Selçuklu Kervansarayına ait yıkıntı yerleri ve onun yanında Osmanlı eserlerine rastlamak mümkündür.




Çok sayıda tarih öncesi devrin en belirgin özelliğini taşıyan tabii ve yapma mağaralar mevcuttur. Yazılı tarih öncesi ve sonrası uygarlıkların kalıntıları, yapılan kazılarla gün ışığına çıkmakta ve Çorum bölgesinin uygarlık tarihinde eski bir medeniyet merkezi olduğunu göstermektedir.




ÇORUM ADININ KÖKENİ




Çorum adının kaynakları ile ilgili muhtelif rivayetler ve bilgiler vardır.




Bizans (Doğu Roma) Kaynaklarına Göre

Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı 1071 Malazgirt Meydan Savaşından çok önce Türk boyları yavaş yavaş Anadolu’ya sızmaya ve yerleşmeye başlamışlardır. Bu tarihte Bizans’a bağlı olan Çorum, Nikonya (Yankoniye) adını taşımaktaydı.




Danişmendname’ ye Göre




Melik Ahmet Danişmend çetin savaşlardan sonra Bizans’ın elinden Çorum bölgesini alır.Halk müslüman olup bağlılık gösterir. Ancak bu tutumları, Melik Ahmed’ i ve ileri gelen komutanları bir ziyafette zehirlemek istemelerinden dolayı bir tuzaktır. Bu kötü niyetlerini ve şehrin bir depremle tamamen yıkılacağını Melik Ahmet bir gece rüyasında görür. Melik Ahmet bu rüyanın verdiği endişe ile uyanırken şehir sallanmaya başlar. Askerlerini ve arkadaşlarını derhal kaleden çıkarır.




Kaledeki Bizanslılar müslümanların çekilişinden memnun kalarak kaleyi tekrar kapatarak savaş hazırlığına başlarlar ve yeniden dinlerine dönerler. Fakat deprem yeniden şiddetlenerek kale ve şehir tamamen harabeye döner. Bizanslılara bu saldırılarından dolayı, suçlu anlamına gelen “Cürümlü” adı verilir, zamanla bu “Çorumlu” olur.




Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre




Evliya Çelebi Seyahatnamesinin II.Cildi 407.sahifesinde bölgenin havasının astım hastalarına iyi gelmesi nedeniyle, Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan hasta oğlu Yakup Mirza’ yı ve yüzlerce çorluyu (bakımsız, zayıf, hastaları) buraya göndermiş ve bunlar sağlıklarına kavuşmuşlardır. Bundan dolayı şehre Çorum denilmiştir.

Çorum’un çevresinin dağlarla çevrili oldukça geniş bir ova olmasından dolayı (Çevrim) denildiği, halk ağzında Çorum’a dönüştüğü söylenmektedir.




Çorum (önceleri bazen Çorumlu) Türklerin bölgeye gelmesiyle bu adı almıştır. Çorum veya Çorumlu adının Oğuz boylarından Alayunt’lu boyunun bir oymağına ait olduğu belirtilmektedir.







İSLAM ÖNCESİ ÇORUM




Çorum bölgesi, tarihi ve kültürel açıdan günümüzden 7000 yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bölgede sırasıyla Kalkolitik (Taş), Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlere rastlanmaktadır.




Paleolitik (Yontma Taş) ve Neolitik (Cilalı Taş) Devirler




Çorum bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda az sayıda bulunan bazı taş aletler, bu bölgede Yontma Taş (Paleolitik) ve Cilalı Taş Devrinin (Neolitik) yaşandığına ilişkin kanaat oluşturmakla beraber, bu devirlere ait yerleşmeler konusunda kesin bir sonuç elde edilememiştir.




Kalkolitik Devir (Taş Çağı) M.Ö. 5000-3000




Çorum ve çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 5000 yıllarına, Kalkolitik dönemin 4. aşamasına rastlar. Yörede kazısı yapılan merkezlerin hemen hepsinde, Kalkolitik çağa ait kaplar ve bakırdan yapılma malzemeler bulunmuştur. Ayrıca yörede diğer maden yataklarının bulunması, teknolojik evrimi çabuklaştırmış ve bölgede zengin etnik grupların ve krallıkların ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu devir eserlerine Alacahöyük, Büyük Güllücek, Boğazköy, Eskiyapar ve Kuşsaray’ da rastlanmıştır. Yerleşimler bu dönemden itibaren devamlılık göstermiştir. En önemli Kalkolitik yerleşme, Alaca’nın Büyükgüllücek köyünde yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır.

Bu dönem mimarisinde Orta Anadolu için tipik 2-3-4 odalı evler, elde yapılmış siyah, gri, kırmızı renkli seramikler, bu devir için karakteristiktir. Bu dönemde damga mühür kullanımı yaygınlaşmış, idollerin (şematik insan tasvirleri) sayısı artmıştır.




Tunç Çağı (Maden Devri) M.Ö. 3000-1000




Çorum İlinin tarihinde en önemli dönem Tunç Çağıdır. Bakır ve kalayın karıştırılmasıyla elde edilen “tunç” döneme de ismini vermiştir. M.Ö. 3000-1000 yıllarına kadar süren bu dönem üçe ayrılır.

Çorum ve çevresinde M.Ö. 3000 yıllarında etrafı surlarla çevrili pek çok şehir devletinin varlığı, yapılan arkeolojik kazılarla belirlenmiştir. Başlangıçta nadir eşyanın yapımında kullanılan Tunç, henüz yaygınlaşmamıştır. Eski Tunç I. evresine bazen Bakır Devri de denmektedir. Bu dönem 500 yıl kadar sürmüştür. Bu sürenin sonunda Tunç eşyalarının yapımı ve kullanımı yaygınlaşmaya ve halka mal olmaya başlar.




Bu döneme de Eski Tunç II. Dönemi denir ve M.Ö. 2500-2300 yılları arasında yaşanmıştır. Alacahöyük, bu dönemin en zengin şehirlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Eski Tunç III. Döneminde (2300-2000) Anadolu, çok sayıda şehir devletlerinden oluşan, oldukça renkli etnik bir görünüm sunan, kavimler topluluğu halindedir. Alacahöyük beldesinde yapılan kazılar sonunda elde edilen eserler, Tunç Çağı’nın III. Dönemine aittir.




Anadolu’da bu devirde zengin şehir devletleri kuran kavim Hattiler’ dir. Hattiler Anadolu’ da ismi bilinen en eski yerli kavim olarak karşımıza çıkmaktadır.




Orta Tunç Devri




Orta Tunç Devri Anadolu’da Asur Ticaret Kolonilerinin ve Eski Hitit Devletinin ortaya çıktığı dönemdir. Eski Tunç çağından yazının kullanılmaya başlanmasıyla ayrılır.







Asur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö. 1950-1850)




M.Ö. II. bin yılı başlarında Anadolu zengin ve bayındır bir yerleşim yeriydi. Anadolu’nun bu durumunu bilen Mezopotamyalılar Asur Devletinin önderliğinde Anadolu’yla ticaretlerini geliştirdiler. Asurlular dokuz Anadolu kentinin yanına Pazar şehri “Karum” kurdular. Boğazköy de (Boğazkale) “Hattuş-Karum” adıyla kurulan şehir, bu ticaret merkezlerinden biriydi. Asur’ a bağlı olan bu Karumlar ticaret ve yol güvenliği için yerel yöneticilere vergi veriyorlardı.




Bu ticaret ilişkileri Anadolu’yu kültürel, ekonomik ve politik yönden etkilemiştir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu yazıyı tanımıştır.

Bu çağın önemli eserleri silindir ve damga, mühürler, tabletler, insan ve hayvan heykelcikleri ile hayvan biçimli içki kaplarıdır (riton). Çanak-çömlek yapımı, çarkın kullanılmasıyla büyük gelişme göstermiştir. Anadolu’da yaşamakta olan sanat, yerli gelenek ve görenekler Mezopotamya’ dan gelen etkilerle gelişmiş, yeni bir boyut kazanarak daha sonraki Hitit sanatının temelleri atılmıştır.







HİTİT TARİHİ( M.Ö. 1650-1200 )







Asur Ticaret Kolonileri dönemi, sosyal ve siyasal yeni görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yerel Prenslerle yönetilen Anadolu’da, Mezopotamya’daki gibi merkezi devlet fikri gelişmiş ve sonucunda iç mücadeleler başlamıştır. Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititler, MÖ.3000 yıllarının sonunda küçük gruplar halinde Kafkaslar üzerinden Anadolu’ ya girerek yerli halk Hatti nüfusu ile karıştılar .







Hititler, Asurluların Anadolu’ dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu’nun yerli halkıyla kaynaşıp Hitit Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna‘dır. Başkenti ise Boğazkale-Hattuşa’ dır.




Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 eski krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hititler Anadolu’da hakimiyeti kurduktan sonra Suriye’ye seferler yapmışlardır. M.Ö. 1274’ de Mısır’la yaptıkları Kadeş Savaşı sonrası, M.Ö. 1269 yılında tarihteki ilk yazılı anlaşma olan Kadeş Anlaşmasını gerçekleştirmişlerdir. Hitit Devletinin kuruluşundan itibaren, sanattaki




Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak, Anadolu’nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır. Hitit Devleti M.Ö. 1200 yıllarında deniz kavimleri göçü ve kuzeyden Kaşka kavmi saldırılarıyla yıkılmıştır.

Hitit Siyasi Tarihi







M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli Aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler’ di. Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.







Yerkapı Boğazkale-Hattuşa (M.Ö. 13. yy.)




Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır.

Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Krali Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır. “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.”




Hattuşa M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir devletlerini devreden çıkartarak,




Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.

Ancak, Murşili’nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.

Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.




Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı.




Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini “Orta Krallık” adı verilen dönem izler. Bu dönem krallarından Tuthaliya I ve Arnuvanda I’in dikkatleri zaman zaman Hitit etki alanının Batı Anadolu’ya uzanması yolunda yoğunlaşmışsa da Hititler I. Hattuşili ve I. Murşili’nin başarılarından sonra, yeniden Kuzey Suriye’de etkili olma isteğinden vazgeçmemişlerdir. Tuthaliya’nın Ege Kıyılarında Aşşuva’ya dek uzanan başarılı bir askeri harekatının anlatıldığı, savaş ganimeti olup Çorum Müzesi’nde sergilenen tunç kılıç üzerindeki yazıt, bu anlamda yorumlanmaktadır..




Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’ la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.




I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşka’ larla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ ı alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir.




II.Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır. Bu arada Asur, Yukarı Mezopotamya’nın batısında Yukarı Belih Bölgesi’ne ve onu sınırlayan Kargamış’a kadar etki alanını genişletmişti. Büyük Kralın 9. hükümdarlık yılında Kargamış’ı yöneten




Piyaşşili, Kizzuvatna ülkesinde, birlikte bir kült törenine (dini tören) katıldıkları sırada öldü. Suriye’de huzursuzluklar tekrar başladı, Kral’ın ordusunun başına geçerek Kargamış’a gelmesi ve Piyaşşili’nin oğlunu tahta geçirmesiyle Kargamış Ülkesi’ni düzene sokmuş ve Kuzey Suriye yeniden Büyük Hitit Kralı’nın sıkı denetimi altına girmiştir.

Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen11. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak




Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1274)

Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve




Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’ nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II.Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.




Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır. Büyük Kral ile imparatorluğun ikinci adamı Hattuşili arasındaki uzlaşmacı tutum, zamanla bozulmuş ve




Büyük Kral’ın, amcası Hattuşili tarafından tahttan uzaklaştırılmasına neden olmuştur. III. Hattuşili bu durumu tanrıların karar verdiği bir “Hak Sorunu” olarak göstermiştir. Yasal bir biçimde tahta geçmediğinin bilincinde olduğu için III. Hattuşili, dini ve diplomatik görevlerine çok sıkı bir şekilde bağlıydı. Kült (Tapınma, ibadet) görevlerinde Büyük Kraliçe Puduhepa kendisine yardımcı olmaktaydı.




Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır.




Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.




Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III.Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir.




Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.




Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda




Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir. Arkeolojik araştırmalarda Hitit yerleşimlerinde bulunan yazılı belgeler, Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 1800’ lü yıllarda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçe’den başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’ nın yazı dili olarak kullanıldığını göstermektedir.




Çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı türü de Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi. Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilirdi. Çivi yazısını kralların da (LUGAL.GAL) okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır. Çivi yazısıyla yazılmış metinler arasında yıllıklar, törensel metinler, tarihi olaylara ilişkin belgeler, antlaşmalar, bağış belgeleri ve mektuplar vardır. Bu yazı kil tablet üzerine, kalem yerine kullanılan sivri uçlu bir araçla, kil henüz ıslakken kazılarak yazılıyordu. Kil tabletlerin, özellikle yangın geçirip sertleşmiş olanları, günümüze kadar iyi durumda gelmiştir. Ahşap ve maden tabletlerin varlığı yine metinlerden bilinmektedir. Hattuşa’da 1986 yılında bulunan ilk madeni tabletin üzerinde “Hitit Kralı ile Tarhuntaşşa Kralı arasındaki bir antlaşmanın” metni vardır.







Hitit Dili




Arkeolojik çalışmalarda Hitit yerleşmelerinde bulunan yazılı belgeler Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 2.bin yılda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçeden başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’nın yazı dili olarak kullanıldığını gösterir. Hepsi de çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı da Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi.




Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilir. Çiviyazısını kralların bile okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır. Çivi yazısıyla yazılmış metinler arasında yıllıklar, törensel metinler, tarihi olaylara ilişkin belgeler, antlaşmalar, bağış belgeleri ve mektuplar vardır. Bu yazı kil tablet üzerine, kalem yerine kullanılan sivri uçlu bir araçla, kil henüz ıslakken kazılarak yazılıyordu. Kil tabletlerin, özellikle yangın geçirip sertleşmiş olanları, günümüze kadar iyi durumda korunagelmiştir. Ahşap ve maden tabletlerin varlığı yine metinlerden bilinmektedir. Kadeş Antlaşması’nın II. Ramses’e gönderilen metni gümüş bir tablet üzerine yazdırılmıştı ancak günümüze kara bu tablet bulunamamıştır. Hattuşa’da ilk maden tablet 1986 yılında bulunmuştur. Üzerindeki metin Hitit Kralı ile Tarhuntaşşa kralı arasındaki bir antlaşmadır.







Hitit Dini




Hitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.

Hititler’ de tanrılar tıpkı insanlar gibidir. Fiziki şekilleri insan gibi olduğu kadar, ruhen de onlarla aynı olup, insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı- insan ilişkilerini bey – hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.




Hitit devletinin panteonu Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.




Hitit devletinin başlangıcından itibaren baş tanrı, fırtına tanrısıdır

(Teşup). Kozmik dönemi (kainatı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan fırtına tanrısıdır. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.

Siyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı.




Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.







Hitit İmparatorluğu’nun Yapısı




Siyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı.




Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.







Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması




M.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Barış Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır.




Kadeş Barış Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür. Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin mührü de vardır.




Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır.







Kadeş Antlaşması Metni




“Mısır Memleketi Kralı, Büyük Kral, Kahraman Ra-maşe-şa mai Amana’nın Hatti memleketlerinin büyük Kralı Hattuşili ile iyi dostluklarının , kardeşliklerinin ve büyük krallıklarının devamı için yaptıkları antlaşmadır.




Bunlar, Mısır memleketi Büyük Kralı, bütün memleketlerin kahramanı, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Minmua-rea’nın oğlu, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Min-pahirita’rea’nın torunu, Rea-Maşeşta-Mai Amana’nın, Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral, Murşili’nin oğlu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Şuppiluliuma’nın torunu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Hattuşili’ye söylediği sözlerdir.




Aramızda daima olarak iyi kardeşlik ve iyi sulh kurdum. Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebetlerde iyi kardeşliğin ve iyi sulhun tesisi için şunları söylüyorum: İşte, Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince, ezelden beri tanrı onlar arasında düşmanlığa müsaade etmediğinden antlaşma ebedidir. Büyük Kral, Mısır memleketi Kralı, Rea-Maşeşa Mai Amana, güneş ve fırtına tanrılarının münasebeti gibi öyle edebi bir münasebet tesis etti ki, o aralarında daima düşmanlık yapmağa mani olur.




Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana gümüş bir tablet üzerine kardeşlik Hatti memleketi Kralı, büyük Kral Hattuşili ile bugünden itibaren aramızda iyi sulh ve iyi bir kardeşlik tesisi için bir muahede yaptı. O benim kardeşimdir, ben de onun kardeşiyim ve onunla daima sulh halindeyiz. Bize gelince: Bizim kardeşliğimiz ve sulhumuz evvelce Mısır memleketi arasındaki sulh ve kardeşlikten daha iyi olacaktır.




Bak, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili ile sulh ve kardeşlik halindedir.

Bak, Mısır memleketi Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’nın oğulları Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili’nin oğulları ile ve kardeşleri ile sulh ve dostluk daimidir. Onlar da bizim gibi kardeş ve sulh halindedir.

Mısır memleketiyle Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince: Onlarda bizim gibi daima kardeşlik ve sulh halindedirler.




Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana istikbalde her hangi bir şey almak için Hatti memleketine girmeyecektir. Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili de istikbalde herhangi bir şey almak için Mısır memleketine girmeyecektir.




Bak Güneş ve Fırtına tanrılarının Mısır memleketi ile Hatti memleketi için getirmiş oldukları ilahi nizam, onlar arasındaki sulh ve kardeşliktir, düşmanlık değildir. Bak Mısır memleketi Kralı; Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana bugünden itibaren iyi durumu muhafazada sebat edecektir. İşte Mısır memleketi Hatti memleketi ile daimi sulh ve kardeşlik halindedir.




Eğer yabancı bir memlekette bir düşman Hatti memleketine gelirse ve Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili bana “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadesini süvarisini gönderecek onu öldürecek, Hatti memleketi için ondan intikam alacak.




Eğer Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili tâbi beylerine kızarsa, onlar ona karşı bir kusurda bulunursa Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya haber gönderirse Mısır memleketi Kralı piyadesini ve süvarisini ona gönderir. O kimlere kızmışsa onları imha eder.




Eğer dış memleketlerden yabancı bir düşman Mısır Kralı kardeşin Rea-Maşeşa Mai Amana’ya ve Mısır memleketine karşı gelirse ve onun kardeşi Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Hatti memleketi Kralı Hattuşili piyadesini, süvarisini gönderecek ve benim düşmanımı öldürecek.

Eğer Mısır Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana tâbi beylerden birine kızarsa, onlar ona karşı birleşirlerse ve ben Hatti Kralı kardeşim Hattuşili’ye “Haydi” dersem Hatti memleketi Büyük Kralı Hattuşili piyadelerini ve harb arabalarını gönderecek, o kimlere kızmışsa onların hepsini mahvedecek.




Bak, Hatti memleketi Kralı Hattuşili’nin oğlu babası Hattuşili’nin bir çok senelerinden sonra Hattuşili’nin yerine Hatti memleketi Kralı olacak. Eğer Hatti memleketinin asilzadeleri ona karşı birleşirlerse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadelerini ve harp arabalarını Hatti memleketinin hatırı için onlardan intikam almak üzere gönderecek. Hatti memleketinin Kralının ülkesinde asayişi temin ettikten sonra memleketleri Mısır’a dönecekler.




Eğer bir asilzade Hatti memleketinden kaçarsa böyle bir adam Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea Maşeşa Mai Amana’ya iltica ederse vazifesini yerine getirmek için, ister Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye ait olsun, ister ayrı bir şehre ait olsun, onu yakalayacak ve onu Hatti Kralı, Büyük Kral Hattuşili’ye iade edecektir.




Eğer bir asilzade Mısır memleketi Büyük Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’dan kaçarsa ve böyle birisi Hatti memleketine, Hatti memleketi Kralı Büyük Kral Hattuşili’ye gelirse onu yakalayacak, kardeşi Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya iade edecektir.




Eğer bir adam veya iki üç adam Hatti memleketinden kaçarsa, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya gelirse Mısır memleketi Kralı Büyük Kral onları yakalayacak ve kardeşi Hattuşili’ye iade edecek. Mısır Kralı ve Hatti Kralı kardeştirler, bu sebepten onları bu kabahatleri için şiddetle cezalandırmasınlar, onların gözlerinden yaş akmasın, bu şahıslardan karıları ve çocuklarından intikam alınmasın.







ÇORUM’A TÜRKLERİN YERLEŞİMİ







Çorum Bölgesine Oğuz Boylarının Yerleşmesi ve Türk Egemenliğine Geçiş







Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah’ ın Danişmend Beyi olan Ahmet Gazi, Amasya’yı aldıktan sonra Çorum’u da (Nikonya) almak için Çavlı Beyi görevlendirdi. Çavlı Bey, emirlerinden Karatekin ve Serkes Ahmet Gazi ile Çorum’a yürüdü ancak, Çorum Tekfuru (yönetici) Nastura’ya Kastamonu’dan yardım geldiği için Çavlı Bey başarılı olamadı. Bunun üzerine Melik Ahmet Gazi 30.000 kişilik askeriyle Çorum’a geldi. Beraberinde Komutanlarından İltekin Gazi’de bulunmaktaydı.

Kastamonu’dan Çorum’a yardım için gelen Bizans kuvvetleri bozguna uğratılarak şehir kuşatıldı. Melik Ahmet Gazi Nastura’ya, elçisi Yahya’yı şehri teslim etmesi için gönderdi. Nastur bu teklifi reddetti. Bir haftalık kuşatmadan sonra Nikonya (Çorum) Şehri 1075 yılında alındı.

Melik Ahmet Gazi Oğuzlar’ ın Alayunt’lu boyundan Çorumlu oymağının başı bulunan İlyas Beyi Çorum’a yönetici olarak bırakmış, İltekin Gazi ile Osmancık’ı almak üzere Çorum’ dan ayrılmıştır. Çankırı yöresinin fethi için Çavlı ve Karatekin Beyleri görevlendirdi. Osmancık alındıktan sonra burasını Alayunt boyundan Osman Bey’e verdi. Osmancık adını bu beyden almıştır.

Kısa zamanda Orta Anadolu’yu Bizans’ın elinden alan Danişmend Beyliği, Çorum ve çevresini Türk boylarına açarak Anadolu’nun Türkleşmesine katkıda bulunmuştur. Bu bölgede Oğuz Türkleri yerleştikleri yerlere boylarının ve oymaklarının adlarını vermişlerdir. Köy, mahalle, dere, tepe, dağ ve ova gibi bazı yer isimleri Oğuz boylarının adlarını taşımaktadır. Bayat, Büget, Kayı, Kınık, Salur, Avşar, Bayındır, Karakeçili, Karaevli, Dodurga verilen boy ve oymak adlarından bazılarıdır.

Anadolu’nun Türkleşmesinde Oğuz Boylarına mensup Türkmenler’in büyük rolü olmuştur. Bu çerçevede Karadeniz Bölgesi’ne de çok sayıda Oğuz Boylarına mensup Türkmenlerin yerleştiği görülmektedir. Bu Türk boyları bölgenin hem fetihlerle, hem de iskanlarla Türkleşmesini sağlamışlardır. Prof. Dr. Faruk SÜMER’in araştırmalarından yapılan tespitlere göre; XVI. Yüzyılda, Amasya, Canik (Samsun), Çorum, Karahisar-i Şarki, Kastamonu, Kengiri (Çankırı), Sivas ve Trabzon sancaklarındaki yer adları incelendiğinde, Yirmidört Oğuz Boyunun 21’i yerleşmiştir. Bunlar; Kayı, Bayad, Kara-Evlu, Yazır, Döğer, Todurga, Afşar, Kızık, Beğ-Dili, Karkın, Bayındır, Çavundur, Çepni, Salur, Eymür, Ala-Yundlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva ve Kınık boylarıdır. Bölgede bu boylara ait 268 yer adı bulunmaktadır.

Kıyı şeridi başta olmak üzere, Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesinde özellikle ÇEPNİLER önemli roller oynamışlardır.

Anadolu’nun fethinden sonra bölgeye yerleşen Türklerin Çorum bölgesini yurt ve otlak olarak kullandıkları kayıtlardan anlaşılmaktadır.

Bölgede en çok köy ve yer adı bırakanlar Bayat, Eymir, Kargın, Yapar ve Çavuldur boylarıdır.







İlimizde Oğuz boylarının isimlerini taşıyan yerler :







1-Avşar (Kargı- köy)







· Avşar Divanı (Alaca’ da bir bölge)







2-Alayuntlu (Mevki adı)







3-Bayat (ilçe)







· Bayat (Çorum’a bağlı bir köy)







· Bayat Gediği (Bir dağ gediği)







· Bayat Mezarı (Bayat köyü etrafında bir mevki)







· Bayat Su Kavşağı (bir mevki adı)







· Bayat Çayı (Bir çay)







· Bayat (Kargı ilçesinde bir köy)







4-Bayındır (Mecitözü ilçesine bağlı bir köy)







· Bayındır ovası (Bir mevki)







5-Becek (ören yeri)







6-Beydili (Merkeze bağlı bir köy)







· Beydili (Bayat ilçesinde bir köy)







7-Büğdüz (Merkeze bağlı bir köy)







· Büget (Merkeze bağlı bir köy)







8-Çetmi (İskilip ilçesine bağlı bir köy)







· Çepni (Çorum merkezde bir mahalle)







9-Dodurga (İlçe)







10-Döker (Döger) (Bir mevki)







11-Eskiyapar (Alaca ilçesine bağlı bir köy)







12-Evlik (Osmancık ilçesinde bir köy)







13-Eymir (Merkeze bağlı bir köy)







· Eymir çayı (Bir mevki)







· Eymir sırtı (Bir mevki)







· Eymir gölü (Bir mevki)







· Eymir (Osmancık ilçesinde bir mahalle)







14-Gürleyik (Osmancık ilçesinde bir mahalle)







15-Karaevli (Karaevliya) (Uğurludağ ilçesinde bir köy)







16-Kargın (Alaca ilçesine bağlı bir köy)







· Kargın (İskilip İlçesi Evlik köyüne bağlı bir mahalle)







· Kargın (Bir mevki)







· Kargın (İskilip İkipınar köyünde bir mahalle)







· Kargın (İskilip ilçesi Kavak köyünde bir mahalle)







· Kargı (Kargın) (Mecitözü İlçesine bağlı bir köy)







· Kargın yaylası (İskilip Deveci dağında bir yayla)







· Kargı (İlçe)







· Kargı (Osmancık ilçesinde bir köy)







17-Kayı (Çorum merkeze bağlı bir köy)







· Kayı (Oğuzlar ilçesinde bir köy)







· Kayı (Mecitözü ilçesinde bir köy)







18-Kınık (Çorum merkeze bağlı bir köy)







· Kınıkdelileri (Merkeze bağlı bir köy)







19-Salur (Çorum merkezde bir köy)







20-Yavu (Laçin ilçesinde bir köy; şimdiki ismi Gökgözler.)







· Yavu (İskilip ilçesinde bir köy)







· Yıva (Bir mevki)







OSMANLILAR DÖNEMİNE KADAR ÇORUM







İlhanlı Devletine 1308’ de bağlanan Çorum’da, Moğolların Anadolu yöneticisi olan Timurtaşın Mısır’a kaçması üzerine Eretna Bey egemenlik sağlamıştır. Eretna Bey’in ölümünden sonra yedi yaşındaki oğlu Mehmet Beyliğe getirilirken Kadı Burhanettin buna vasi olmuştur. Kadı Burhanettin Hükümdarlığını ilan ederek Şahgeldi Paşayı yenmiş, Çorum’u almış daha sonra Osmancık’ı da ele geçirmiştir. Kadı Burhanettin Osmanlılara karşı Karamanoğulları ve Kastamonu Emirleriyle üçlü anlaşma yapmıştır.

Anadolu’da Türk siyasi birliğini kurmak isteğiyle hareket eden Yıldırım Beyazıt, önce Kastamonu Emiri Süleymanı yenerek Kadı Burhanettin’den Osmancık’ın teslimini istedi. Bugünkü Kırkdilim yöresinde yapılan savaşı Kadı Burhanettin kazandı (1392). Bir süre sonra Yıldırım Beyazıt kendisine taraftar beylerin yardımlarıyla Çorum, İskilip ve Osmancık’ı ele geçirdi. Kadı Burhanettin Sivas’a çekilmek zorunda kaldı.







OSMANLI İDARESİNDE ÇORUM







Ankara Savaşı sonucunda (1402) Yıldırım Beyazıt’ın kurmuş olduğu siyasi birlik bozulmuştur. Timur himayesinde Amasya’da egemenliğini yürüten Çelebi Sultan Mehmet zamanında Çorum, yine Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Bu durum Cumhuriyet yönetimine kadar devam etmiştir. Çelebi Sultan Mehmet Çorum’da Subaşılık (Komutanlık) kurduğu gibi sık sık Çorum’u rahatsız eden Köpekoğlu Sülü ve kardeşi Hüseyin’i öldürtmüş, ayrıca Babaiye tarikatı taraftarlarıyla uğraşmıştır.

Osmanlı birliğini sağlayan Çelebi Mehmet, oğlu II.Murat’ı Amasya’ya Vali yapmıştır. II.Murat’ın Lalası Biçer oğlu Hamza Bey’in Çorum’a hizmetleri olmuştur. XVI. yy.’ dan itibaren Çorum bölgesi Karayazıcı gibi Celalilerin ayaklandığı bir yer haline gelmiştir.







Evliya Çelebi’ Nin Gözüyle 1649 Yılında Çorum







“Sabahleyin Kırkdilim Deresinden kalkarak bin bir güçlükle adını bilmediğimiz bir köye geldik. Bu köy Çorum sancağı toprağında 200 haneli bir müslüman köyüdür.

Çorum, 42 mahalledir ve 42 camisi vardır. Evleri 4300 tane olup, bağlı bahçelidir. Hamamlardan “Yeni Hamam” gayet güzeldir. Yedi yerde Dârüttedris’i vardır. “Murathan Gazi Medresesi” mamur ve meşhurdur. “11 Sibyan Mektebi” yedi hanı 18 yerde gayet güzel sulu çeşmeleri vardır.

Üç tekkesi var, 300 dükkanı olup her türlü esnafı mevcuttur. Bilgili kimseleri, nükteci çelebileri, bilginleri, dini bütün kişileri, şeyhleri çoktur. Suyunun ve havasının güzelliğinden halkının yüzleri kırmızıdır. Şehrin kıble tarafından Celali ve Cemali şerrinden emin olmak için 4 köşe yapılmış güzel bir kalesi vardır. Ama küçüktür.

Çorum yakınında “Aşık Paşa Oğlu Şeyh Ulvan (Elvan) Çelebi Ziyaretgahı” vardır. Kendisi Orhan Gazi şeyhlerindendir. Bir çok eseri vardır.

Onbirinci günde Çorum Ovası’ndaki “Seydim Sultan Tekkesi” durağına geldik. Büyük bir tekkedir. Buradan “Karakeçili Köyü” ne geldik. Çorum toprağında 200 haneli Türk köyüdür. Buradan hareketle; İskilip dolaylarına ulaştık, İskilip 150 akçalık “Şerif Kaza” yani merkezi ilçedir. İskilip’in bilginleri medreseleri ve talebeleri çoktur. Burası zevk ve heva yeri olmayıp ilim beldesidir.

Osmancık’ a ulaştığımızda gördük ki, şehrin batı tarafında “Bektaşilerin Şeyhi” gömülüdür. Bütün dünyanın ziyaret yeri, evliyaların umdesi, “Hz. Koyun Baba” ; Hacı Bektaş’ın halifesidir, burada defnedilmiştir.

Burada Sultan “Beyazid’i Veli’nin Hayrat”ından olarak bir köprü vardır ki; her bir kemeri eleğim sağmadan (Gökkuşağı) ve “Kehkeşan (Samanyolu’ndan) örnek verir. Böyle çılgınca ırmağa üstad mimar sanki bir “Sırat” köprüsü yapmıştır.

Kalesi Kızılırmak’ ın doğusunda olup, büyük bir köprü ile geçilir. Irmağa yakın bir yalçın kaya üzerinde küçük ve sağlam yapıdır. Çepeçevre büyüklüğü 800 adımdır.”







MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE ÇORUM







Çorum’da Milli Mücadele hareketi üç bölüm halinde açıklanabilir.







19 Mayıs 1919’ dan Önce Çorum







İttihat ve Terakki Partisinin kökü olan Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin kurulmasında Çorum’lu Doktor Mustafa Cantekin’in büyük rolü olmuştur. Çorum’da İttihat ve Terakki Partisinin kurulmasında Edebiyat öğretmeni Münüf Kemal, Yüzbaşı Selahattin öncülük etmişlerdir.

I.Dünya Savaşından önce meydana gelen genel karışıklık Çorum’da da görülmüş Hürriyet ve İtilafçılar Avukat Kamil ve Avukat Sabit öncülüğünde faaliyete geçmişlerdir. Bu zamanda İttihat ve Terakki Partisi dağılmıştır.







19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye Kadar Geçen Olaylar







Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı sırada ülkenin içinde bulunduğu karışıklık ortamı Çorum’da da yaşanmaktaydı. Bu zamanda Çorum Ankara’ya bağlı bir sancaktır. Bu sancağın yönetiminde Ankara Valisi olan Muhiddin Paşa’ya bağlı Samih Fethi bulunmaktaydı. Padişah taraftarı olan bu kişiler Milli Mücadele hareketine cephe almışlardı. Atatürk, Ali Fuat Cebesoy’u görüşmek üzere Havza’ ya davet etti. Ali Fuat Cebesoy, Sungurlu – Çorum – Merzifon yolunu uygun görerek 16-17 Haziran’ da Çorum’a gelmiş ve burada misafir olmuştur. Onu takip ederek Çorum’a gelen Ankara Valisi Muhiddin Paşa, Muhtasarrıf Samih Fethiyle görüşerek Ali Fuat Cebesoy’u tutuklamak istemiş ancak başarılı olamamıştır.

Atatürk Erzurum Kongresini yaptıktan sonra, kongre yapmak üzere Sivas’a geldiği sırada, Çorum’da bulunan Samih Fethi bir takım engellemeler yapmak istemişse de başarı gösterememiştir. Çorum Sancağından Sivas Kongresine katılmak üzere, Mehmet Tevfik Efendiyle Çorum Lisesi Fransızc a Öğretmeni olan Dursun Bey temsilci olarak gönderilmiştir.







Cumhuriyetin İlanına Kadar Çorum’da Geçen Olayların Ana Hatları







Gazi Mustafa Kemal’ in her sancaktan beş kişi seçilmesine dair genelgesine uyularak Çorum’dan seçilen beş kişi, ilk T.B.M.M.’ ni kurmak üzere Ankara’ya gönderildiler. Bu sırada Çorum’a Mutasarrıf Vekili olarak Haymana Kaymakamı Cemal Bey atanmış ve Çorum’a gelişinden bir gün sonra Ankara’da T.B.M.M. açılmıştır.

Milli Mücadele hareketinin başlangıcı ve en zor zamanında Çorum bir taraftan Çapanoğullarının, öte yandan Pontusçuların tehdidi altında bulunuyordu. Çorum halkının Milli Mücadele hareketine bağlılığı sayesinde, Çapanoğulları isyanı daha fazla genişlemeden söndürülmüştür.

Çorum Milli Mücadelede en çok şehit veren illerden olup, merkez ve ilçelerinden İstiklal Savaşına katılan 1510 kişi İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır.







SUHEYB İBNİ SİNAN RUMİ VE UBEYD GAZİ







İkisinin de ashabın ilk müslümanlarından oldukları alimlerce bilinmekte olup halk arasında da meşhurdur. Çorum şehrine çeyrek saat mesafede Hıdırlık mevkiinde yüksekçe bir yerde defn edilmişlerdir. Mübarek türbeleri, yanında bulunan cami zaviyeleri, Selçuklu sultanları tarafından inşa ettirilmiştir. Ayrıca ziyarete gelenlere yemek verilebilmesi için Köyarazisi, vakıf tahsis edilmiştir. Osmanlı Devleti tarafindan şehir civarında bulunan, devlete ait arazi gelirlerinden türbedarlık vazifesi için yıllık elli Çorum ölçeği ve aylık 300 kuruş tahsis edilmiştir.

Zamanla cami, türbe ve zaviye harap olmuştur. Bu durum Sultan Abdülhamit Han’a bir mazbata ile arz edildiğinde yeniden bina inşa olunmak üzere 150.000 kuruş ihsan buyurmuştur. Bununla cami, vaviye ve türbe, yeni bir tarzda ve yeni baştan bina ve inşa edilmiştir. Mübarek günlerde ve diğer zamanlarda sürekli ziyaret edilen bir ziyaretgah olmuştur. Çorum’dan, köylerinden, yakın ve uzaktan çok ziyaretçi gelmektedir.

Suheyb ibni Sinan Rumi hazretlerinin künyesi Ebu Yahya’dır. Musul’da doğmuştur. Çocukluğunda Rumlar ‘a esir düşmüştür. Rumlar arasında yetişmesinden dolayı Rumi lakabını almıştır. Mekke ‘de iken azat edilip ilk iman edenlerden otuzyedinci olarak Hz. Peygamber ‘in sahabeliği şerefine nail olmuştur. Savaş ve barış dönemlerinde Hz.Peygamber ‘e hizmetten bir an bile ayrılmamıştır.Sonra dört halife devrindeki savaşlarda da cihatlara katılmıştır.

Suheyb Rumi, Medine’ye hicreti esnasındaki fedakarlığı üzerine, hakkında şu ayet nazil olmuştur;

“insanlardan öyleleri vardır ki Allah’ın rızasını almak için kendini satar (feda eder)” (Bakara/207.Hz.Peygamber de onu;”Suheyb, ne güzel kuldur.Allah’tan korkmasaydı bile asla ona isyan etmezdi.” ve “Ben, Arabın, Suheyb Rum’un, Selman da Acemin (iran’ın) öncüleridir.” buyurarak şan, şeref ve üstünlüklerini ilan etmiştir. Hz. Ömer’in emriyle Hz. Peygamber ‘in mihrabında imamlık yapmıştır.Bu durum Hz. Osman dönemine kadar sürdürmüştür. Daha sonra Hz. Hasan Efendimizin hılafeti Hz. Muaviye’ye bıraktığında onun emriyle Hz. Muaviye’nin nezdinde kalmıştır. Onun tarafından istanbul’un fethine gönderilmiş ve yetmiş yaşında iken ahirete intikal etmiştir.

Hadis ve siyer kitaplarında, Tarih -Ali diye tanınmış olan Künhül’ahbar adındaki tarih kitabında Suheyb Rumi’nin Çorum’da medfun olduğu kaydedilmektedir. Adı geçen tarih kitabında Selibolu Abdülmevla oğlu Mustafa Ali’nin de açıkça belirttiği gibi “meşhur hadisci Yusuf Bahri hazretleri de İstanbul fethi için Ankara vilayeti yoluyla giderken veya gelirken Çorum şehrine defn oldukarını beyan buyurmuşlardır.

Alemdar-ı Resulullah Suheyb-i Rumi’dir namıFahirlensün bu zat ile Çorum’un havası ile avamı.







MA’Dİ KEREP GAZİ







Ashab-ı kiramdandır. Mübarek Hıdırlık mevkiinin batı tarafında ahşap türbesinde medfundur. Eskiden beri sürüp gelen adet üzere ziyaretçiler, önce Kerep Gazi’yi ziyaret ederler. Sonra Suheyb ve Ubeyd hazretlerinin kabrini ziyaret etmeye giderler.

Kerep Gazi hazretleri, Yemen’in Zübeyd vilayetindendir. Mekke’nin fethinden sonra Zübeyd elçisi ile Medine’ye gelip iman şerefine nail olmuştur. Hz. Muaviye zamanında Ankara yolu ile istanbul’u fethe giden orduya katılmıştır. Oraya giderken veya dönerken kabrinin bulunduğu yerde şehit olmuştur.




Eski müftülerden Hacı Ali Efendi merhumun Taftazani’nin (Telhıs) ına yazdığı şerhte açıklandığı üzere Hz. Peygamber ‘in .Suheyb ne güzel kuldur. Allah’tan korkmasaydı bile asla ona isyan etmezdi.” Hadisinin tercümesini ihtiva eden kaidesinde eskiden beri süre gelen ziyaret şeklini açıklamıştır.




HACE YUSUF BAHRİ EFENDİ




Manevi mertebesi yüksek, hadisci ve fıkıhçı alimlerdendir. Kamus ve ihya-ı Ulum sahibi olan Şeyh Murtaza hazretlerinden mezun ve onun halifesidir. Aslen Vezirköprü kasabasından olduğu halde Çorum’u yurt edinmiş ve burada ders okutmaya başlamıştır. Yüce ilimierin neşrinde sayılamayacak kadar çok zat kendisinden istifade etmiştir. Kendisi çok nükteli konuşur, hazır cevap bir zat idi. Bu yüzden nice hikmeti sözleri, kerametleri halk arasında meşhurdur. Kendisinden duyulduğuna göre Şeyh Seyyit Murtaza hazretlerinin hizmetinde iken Hz. Peygamber ‘in sohbetine nail olmuş cin taifesinden bir zat ile görüştürülmüştür. Onun için tabiinden kabul edilir. Hicri 1245 tarihinde vefat edince Ma ‘di




Kerep Gazi Hazretlerinin ” ayak ucuna bitişik kargir türbesine defn edilmiştir. Bu türbeyi, 4 talebelerinden Derviş Mehmet Paşa bina ettirmiştir. Kabri teberrüken ziyaret edilmektedir.

Yusuf Bahri Hazretleri, hadis ilminden Şifa-i Şerif üzerine bir cilt şerh yazmıştır. Onu inceleyenler, ne derece kemal sahibi olduğunu daha iyi anlayacaklardır.




SA’D b. EBi VAKKAS




Ashabdan cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Asla başka bir kimse hakkında rivayet olunamayacak olan “Ey Sa’d, ok at… Anam, babam sana feda olsun, ( at ).” Hadisinde anlatılan fazilet ve şerefe sahiptir. Çiriş mahallesinde Bozacıoğlu evinin avlusunda bulunan türbesinde yatmaktadır. Bu türbeyi tabur katibi Mustafa Efendi, ahşap olarak güzelce yaptırmıştır. Bilirkişilerin ifadesine göre Amasya ve Canik sancaklarından zaviyesine ait vakfıyesi varmış. Ama her nasılsa zamanla bazı zorbalar tarafından ele geçirilmiş olduğundan hiçbir istifade sağlanamamış, hiçbir gelir elde edilememiştir. Bu nedenle türbe ve zaviyesi, ziyaretçilerin ve hayır sahiplerinin yardımı ile “idare olunur.




Bazı güvenilir siyer kitaplarında Hz. Sa’d'ın Medine-i Münevvere’de vefat ettiği açıkça belirtilmektedir. Uhud savaşında kardeşi Akabe b. Vakkas, Hz. Peygamber’ in dişini şehit etmiş ve oradan Bizans ülkesine kaçmıştır. Hz. Sa’d, kardeşini yakalayıp öldürmek için Bizans topraklarında onu aramıştır. Bazı tarih kitapalarında bu araştırma sırasında vefat ettiği yazılıdır. Araştırma için Çorum şehrine gelip gitmesi mümkün olduğundan Çorum’da merhumun bir makamı veya gerçekten kabri olması da ihtimalden uzak değildir.




LENDUHA SULTAN




Tabiinin kahraman gönül erlerindendir. Muhammed Hanefi hazretlerinin de arkadaşlarındandır. Hacı Kemal mahallesinde ahşap türbesinde medfundur. Vakfı olmadığından hayır sahipleri tarafından yapılan yardım ve bağışlarla idare olunur. Türbesinde özellikle Ramazan aylarında öğleden sonra hafızlar tarafından Kur ‘an-ı Kerim okunur. Kabri ziyaretgahdır.




SEYYiT OSMAN EFENDi




Hoşafcızade diye meşhurdur. Asrının vera ilmi sahibi ve kemal ehlindendir. Hicri 1186 tarihinde vefat edince Ulu Cami kebirin doğu tarafındaki pencerenin önünde hazırlanan kabrine defn edilmiştir.

Kerametlerinden olarak leylek kuşlarının geliş ve dönüş günlerinde ziyaret için Azapahmet mahallesindeki evine, daha sonra yuvalarının bulunduğu yere gittiklerini görenler halen .anlatmaktadırlar. Bugün evlatları tarafından kullanılan evinde onun oturduğu makamı mevcuttur.




KARA MÜFTÜ




Asıl adı Abdulkadir’dir. Nakşibendi halifelerindendir. Cami kebir deki sakal-ı şerifin önünde her gece nakşibendi zikri ve hatm-ı sıddıkıyye icra ederlerdi. Bir gece insanlık icabı, adetlerine muhalif olarak vaktinde gelemedi. Arkadaşları gelip meşgul olmaya başlarlar. Bu sırada müezzin efendi, o gece tesadüfen ezan vaktinden önce gelir ve bir direğin arkasına gizlenerek oturur. Bu şekilde toplandıklarını daha önce hiç görmediğinden bunlar kimlerdir ve toplanmalarının sebebi nedir diye düşünürken sohbet ehlinde birisi; Kara Müftü halen gelmedi, der. Şurada gizlenen müezzin efendi gitsin, onu çağırıp getirsin, derler. Birisi gelip müezzin efendi git, müftü Abdulkadir Efendi ‘yi buraya çağır, der. Bunun üzerine müezzin efendi derhal gidip kapısını çalar. Kara Müftü, müezzin efendi, geliyorum, der. Bir müddet sonra kapıyı açar.




Beraberce caminin kapısına gelirler. Pabuçlarını eline almak bahanesiyle yüzünü müezzin efendiye çevirip ona hitaben; bu sırrı bir kimseye söylersen zarar görürsün, diye tenbih eder. Evde annesi müezzin efendiyi endişeli ve düşünceli vaziyette görünce sebebini sorması üzerine olayı anlatıp sırrı ifşa eder. O anda da vefat eder. Bu olayannesi tarafından anlatıldığı için halk arasında çok yaygındır.




Kara Müftü Abdulkadir Efendi, kırk sene aralıksız fetva makamında görev yaparak güzel hizmetlerde bulunmuştur. Edeb ilminden Velediye Risalesi üzerine bir şerh de yazmıştır. 1201 tarihinde vıefatı üzerine Suheyb Rumi hazretlerinin türbesinin kıble tarafında Hıdırlık mezarlığına defn edilmiştir. Kabri halen ziyarete açıktır.

Not: Kara Müftü ‘nün kabri Ulu mezar’dadır.




HACI ÇELEBi OĞlU BEYLER ÇELEBi




Şeyh Elvan Çelebi hazretlerinin akrabasıdır. Osmancık kasabasında bir cami şerif, Çorum’da bir medrese, bir zaviye ve bir Nakşibendi dergahı yaptırmıştır. Hz. Peygamber ‘in dördüncü alemdarı olan Suheyb Rumi hazretlerinin türbelerini yeniden inşa edip ziyaretçilere ve konaklayanlara yemek verebilmesi için Büğdüz, Horasan, Kılıçören ve Burun köylerini vakfetmiştir. Vasiyeti üzerine ölümünde Suheyb Rumi hazretlerinin türbeleri civarına defn edilmiştir. Halen kabri, herkesin ziyaretine açıktır.




Kerametlerinden biri şöyle; Kabri harab olunca tamir için mimar olarak tayin olunan Adalı oğlu Hüseyin, baş tarafına bir direk dikmek ister. Ancak mütevellisi uygun görmez. Direğin kaldırılması istenince, ben diktiğim direği kaldıramam, bu ustalığa yaraşmaz, diye cevap verir. O gece ustanın rüyasında, merhum onun boğazını sıkarak ona serzenişte bulunur. Ey arsız, o direği başımın üzerine niçin diktin, diye korkutması üzerine sabahleyin o direği kaldırır. Sebebi sorulduğunda olayı anlatınca kendisi de orada vefat etmiştir.




ABDÜLCEBBAR DEDE ( Erzurumlu Sultan )




Erzurumlu Sultan diye meşhurdur. Abdulkadir Geylani evladından olduğu kaydedilir. Şehre çeyrek saat mesafede kendi çiftliği içinde ahşap türbesinde medfundur. Vakfı olmadığından çoğunlukla ilkbahar ve yaz mevsimlerinde artan ziyaretçiler tarafından kurbanlar kesilir, bağışlar yapılır.

Ziyaretçilere ziyafet çekilir.




ARAP DEDE




Esved-i Yemeni diye meşhurdur. Şehrin güneyine bitişik ahşap türbesinde medfundur. Eskiden beri belde halkının adetine göre hac yolculuğuna karar verildiğinde halk, onun türbesinde toplanır. Dualar yapılır. Yola çıkan herkesin salimen dönmeleri için orada Allah’a niyazda bulunulur idi.




Arap Dede, Zile’nin güneydoğusunda defn edilmiş olan Şeyh Nusret hazretlerinin halifelerindendir. Arkadaşlarıyla tarikata sülük edişlerinde şeyhleri, her biri değişik renkte bir taş bulup getirmelerini emreder. Onlar da birer taş getirip huzuruna arz ederler. Şeyh, o taşların her birini bir tarafa atarak onlara; o taşları hangi şehirde bulursanız o şehre sizi halife nasb ve tayin eyledim. Orayı yurt edinip yerleşiniz, diye ferman buyurur. Arap dede de Çorum şehrinde o taşı bulur. Burayı yurt edinip yerleşir. Türbesinin olduğı yerde irşat görevine başlar. Müslüman halka bu uğurda çok gayret ve çaba gösterir. Bu da bugün Arap Dede ‘nin Şeyhi Nusret Efendinin zaviyesinde bulunan Velayetname’de yazılı olduğı görülür.




PiR SAiD BABA




Tepecik mahallesinde bulunan zincirli kapı yanında ahşap türbesinde medfundur. Türbesi bir ziyaretgahtır




ŞEYH MEHMET ŞEVKi VE ETHEM BABA




Her ikisi de Şeyh Eyyup mahallesinde Nakşibendi tarikatının Üveysiyye kolu şeyhlerindendir. Çorum mütesellimi Abdüllatif Efendinin yaptırdığı ahşap türbelerinden medfundur. Ethem Baba, hicri 1270 tarihinde vefat etmiştir. Kabirleri ziyaret edilmektedir.




ŞEYH EYYUB SULTAN




Kendi adıyla anılan mahalledeki kabristanda yatmaktadır. Şeyh Eyyub, aslen Çorumlu ‘dur. Tanınmış tüccarlardandır. Ticari maksatla izmir’e gider, orada bir kamil mürşitle karşılaşır. Ona intisab eder. Bu esnada şeyhi onun elinde bulunan sermayesini denize atmasını emredince derhal emre uyup tüm sermayesini denize atar. Bunun üzerine Çorum şehrine şeyhin halifesi olarak tayin edilir. Memleketine dönüşünde Abdülbaki Paşa cami-i şerifinin sofasında iki rekat namaz kıldıktan sonra evine gitmesi emr olunur.

Dönüşte emr olunduğu şekilde namazını o camide kıldıktan sonra sol tarafında denize attığı sermayesini tamamıyla hazır bulur. Bu olayı bizzat kendisi, müritlerine nakletmiş olduğundan halk arasında dilden dile dolaşmaktadır. Kabri halkın ziyaretine açıktır.




ŞEYH KEREM ISSI




Asıl adı Hacı Mustafa’dır. Hicri 1119 senesinde Rebiulahir ayının üçünde Pazartesi günü vefat etmiştir. Şeyh Efendinin Şeyh Eyyüp mahallesinde bulunan Ömer Dedeoğlu ‘nun evinde kendi ikamet ettiği odasında makamı mevcuttur. Pabuçları da Velipaşazadenin muhafazasındadır. Şeyh Kerem Issı halifesi Elvançelebi köyü halkından Halil Efendi de, hicri 1169 senesinin Rebiulahir ayının 23. günü vefat edince şeyhinin yanına defn edilmiştir.




ŞEYH SEYYiT YAHYA EFENDi




Ulu mezarın yakınında Kara Alioğlu Mustafa’nın evine bitişik ve yol kenarında medfundur. Kabri ziyaretgahdır.




KARA ALiZADE ABDURRAHMAN EFENDi




Süleyman Feyzi Paşa hazretlerinin Çorum’da yapımını gerçekleştirdiği kütüphanesinin tüm kitaplarının hafızı olarak meşhurdur. Sağlığında duasını alabilmek için ziyaret edilirmiş. Vefatında vasiyyeti üzerine Cami kebir yakınında bulunan kabristanın sağ yanına defn edilmiştir.

Çorum’un en bilgili alimlerinden ve Sultan 3. Selim’in hocalarından, istanbul’da Eyyüb Sultan kabristanında yol üzerindeki türbede yatan Çorumlu Damatoğlu Ebubekir Edip Efendi Hazretlerinin yazdığı edebi kasidesine Kara Alizade Abdurrahman Efendi güzel bir şerh yazmıştır.




KARA iSMAiL EFENDi




Kırklar diye bilinen meşhur medresenin ilk müderrisidir Nakşibendi tarikatı halifelerindendir. Medresede tefsir okuturken Araf suresine gelindiğinde talebe ve müritlerine hitaben “Yahu Araf’ta kalalım” diye vefatını işaret buyurduğu günün akşamında yatsıdan sonra vefat etmiştir. Dut Dede civarında bulunan büyük kabristanın batı yanında medfundur. Kabri halen ziyaretgahdır.




SADULLAH SAFi




Dud Dede civarında büyük kabristanın sonunda medfundur. Kabri ziyaretgahıdır. Gayet sezişli ve kasideleri, mükemmel divanı vardır.




HACER DEDE




Şeyh Eyyup mahallesinde çavuşoğlu’nun evinde medfundur.




KADRi BABA

Şeyh Eyyup mahallesinde Karaalemdaroğlu’nun evinde medfundur. Burasının Kadiri tarikatının dergahı olduğu bazı evraklarda görülmüştür.




AKKUŞ DEDE

Asıl adı bilinmemektedir. Şeyh Eyyup Mahallesinde Kayışoğlu’nun evinde medfundur.




KARACA DEDE

Asıl adı bilinmemektedir. Kunduzhan mahallesinde Tabakhane yolu üzerinde bir evin bitişiğinde medfundur.




ŞEYH ABDULHAMiT

Pazar mahallesinde Hamit Camiinin bitişiğinde Hamit Ocağı isimli yerde ahşap türbesinde medfundur. Türbesi sürekli ziyaretgahtır.




ZEYNi DEDE




Bundede diye meşhurdur. Sultaniye çarşısında Ölçekzadelerin evinde duvarın bitişiğinde medfundur. Kabri halkın ziyaretgahıdır.




ŞEYH MEHMET BABA VE KARDEŞi HACI HAFIZ




Şeyh Mehmet Baba, Pembe Ömer diye meşhurdur. Nakşibendi tarikatının Üveysiyye kolundan Turhal Şeyhi Hacı Mustafa Efendinin halifelerindendir. Keşfi açık, kerameti bol bir zattır. Sonra Mevlevihane olarak kullanılan makamının mescidi sahasında medfundur. Kendisinden inabeli diğer altı zat da aynı yerde medfundur.




Turhal şeyhi Hacı Mustafa Efendi hazretleri, Mehmet Baba ‘yı Çorum şehrinde halife tayin ettiği esnada ona hitaben; “Oğlum,memleketine vardığında evini kazasın. Bu tariki aliden bir zatıalin in cesedi ortaya çıkar. Orayı ayin icra etme yeri edinesin.” buyurur. Bunun üzerine memleketine döndüğünde emre uyarak evini kazar. Gerçekten bir zat-ı alinin cesedi ortaya çıkar. Bundan böyle bu kabrin kıble tarafında bir yeri zikir icra mahalli edinmiştir. Sonra buraya bir mescit yaptırmıştır. Kabrin üstüne de türbe inşa ettirerek Nakşibendi tarikatının ayrıcı işaretlerini koymuştur. Daha sonra burayı eski Çorum müftüsü Mehmet Hilmi Efendi tamir ettirdiğinde Mevlevi dergahına çevirmiş ve Mevleviliğin ayrıcı işareti olarak yukarısına alcı kireçten uzunca bir külah maketi yaptırmıştır.




HACI ALi BABA




Künyesi Şerbetçizade diye bilinir. Halen Mevlevi dergahı olara kullanılan Nakşibendiliğin Üveysiyye kolunun hankahında medfundur. Daha önce adı geçen Yusuf Bahri hazretlerinin halifelerindendir. Sağlığında üzerine türbe inşa edilmiştir. Ama Allah tarafından bu yıkılınca daha sonra dört direk üzerine kar ve yağmurdan korunabilecek şekilde tavanı da bulunan kulübe gibi güzel bir türbe yapılmıştır.




İLÇELERDEKİ ULU KİŞİLER




Hüseyin Gazi Türbesi




Alaca’nın güneyinde, Mahmudiye Köyünün yakınında yer alan yapı kompleksi, 13 yy.’a tarihlendirilmektedir. Hüseyin Gazi Külliyesi; medrese, medresenin girişindeki aşevi, doğusunda türbe, kuzeyinde havuz, avlunun kuzeyinde çeşme ve kompleksin kuzeydoğusunda bugün depo olarak kullanılan misafirhane yapısından oluşmaktadır.




Koyunbaba Türbesi




Osmancık ilçe merkezinde bulunan ve Osmanlı padişahlarından Sultan II. Beyazıt zamanında 1469 tarihinde yaptırılan türbe, yüksekçe bir tepe üzerinde kurulmuştur. Evliya Çelebi’ye göre türbe alanında cami, yemekhane, ziyafet odası, konuk evleri ve kurşun kaplı bir türbe yaptırılmıştır. Ancak, türbe dışındaki yapıların bugün temelleri kalmıştır. Türbenin çift kanatlı, derin oyma tekniği ile işlenmiş ahşap kapısı bugün çorum Müzesi’nde korunmaktadır. Türbe 1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.











































































































BOĞAZKÖY MÜZESİ




Çorum’a 84 km. uzaklıktaki Boğazkale ilçesinde yer almaktadır. Çorum Müze Müdürlüğüne bağlı olarak hizmet veren müzede Boğazköy-Hattuşa kazılarında açığa çıkartılan eserler ile çevreden elde edilen eserler sergilenmektedir.12 Eylül 1966 yılında açılan Müze, Boğazköy (Hattuşaş) kazılarında açığa çıkan ve çevreden müzeye gelen eserlerin depo ve sergilemesinin yapıldığı mahalli bir müze konumdadır.




Hitit Dönemine ait eserlerin ağırlıklı olduğu müzede Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler de sergilenmektedir. Çorum Müzesi Müdürlüğü’ne bağlı olarak hizmet veren Boğazköy Müzesi Çorum’un 82 km. güneybatısındaki Boğazkale İlçe merkezinde yer almaktadır.




Hitit Dönemine ait eserlerin ağırlıklı olduğu müzede Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler de sergilenmektedir.




Müzenin giriş holünde Hattuşaş örenyerini gösterir bir harita ile kronolojik bir tablo yer almakta olup, aynı yerde Kral kapıdaki mülaj tanrı kabartması, Hitit Kralı IV. Tudhalia’nın kabartması ve onun karşısında ise hiyeroglif yazılı taş stel bulunmaktadır.




Giriş holünden geçilen birinci salonda; Kalkolitik, Eski Tunç ve Asur Ticaret Kolonileri Çağına ait pişmiş toprak eserlerin sergilendiği vitrinler ile bu salondan büyük salona geçilen bölümde ise Yazılıkaya’dan getirilen tanrıça İştar’ın kabartması yer almaktadır.




İkinci salonda; kronolojik olarak yapılan teşhir düzenlenmesinde Asur Ticaret Kolonileri ile Eski Hitit Dönemine ait büyük boy gaga ağızlı testiler ve bunların buluntu durumlarını gösteren fotoğraflar yer almaktadır. Bu vitrinlerin hemen yanında yer alan vitrinlerde ise Eski Hitit ve İmparatorluk Dönemine ait pişmiş toprak ve taş eserler, Frig Dönemine ait boyalı seramik kaplar, fibulalar, Roma Dönemine ait pişmiş toprak ve cam eserler, Bizans Dönemine tarihlenen bir kiliseye ait bronz malzemeler sergilenmektedir. Ayrıca müzede yer alan orta vitrinlerde yine Hitit Dönemine ait çivi yazılı tabletler, mühür baskılı pişmiş toprak bullalar, silindir ve damga mühürler, bronz baltalar, iğneler, taşçılık aletleri ve kalıplar ile fildişinden dans eden tanrıça, üçlü tanrıça grubu, pandantifler ve kabartmalı seramik parçaları teşhir edilmektedir. Vitrin aralarında da büyük boy testiler ile kabartmalı ortosdatlar yer almaktadır.




Müze Tel: (+90-364) 452 20 06




Hitit uygarlığı ile llgili diğer eserler il merkezinde, Çorum Müzesi ve Alacahöyük Müzesi’nde sergilenmektedir.

DENİZLİ



















DENİZLİ




YÜZÖLÇÜMÜ: 11.692 km²




NÜFUS: 942.278 (2011)




İL TRAFİK NO: 20




İLÇELER: Denizli (merkez), Acıpayam, Akköy, Babadağ, Baklan, Bekilli, Beyağaç, Bozkurt, Buldan, Tavas, Çameli, Çal, Çardak, Çivril, Güney, Honaz, Kale, Sarayköy, Serinhisar.




İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Pamukkale, Çamlık, Karcı Deresi ve Evkara Çamlığı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Ortakçı, Karahayıt ve Yenice Kaplıcaları, Beycesultan Höyüğü, Laodikeia, Hierapolis ve Tripolis Kalıntıları, Akhan, Çardakhan Kervansarayı, Ahmetli Köprüsü (Akköprü), II.Sultan Murad Camisi, Beyce Sultan Kümbeti, Yatağan Baba Türbesi, Pamukkale Müzesi.




İl Kültür Müdürlüğü




Tel: (258) 265 54 48

Faks: (258) 265 07 87




Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü




İstiklal Cad. İl Halk Kütüphanesi

DENİZLİ

Tel: (0 258) 262 43 23

Faks: (0 258) 265 07 87




Müze




Hierapolis Müzesi




Adres: Pamukkale-Denizli

Tel: (258) 261 27 55

Faks: (258) 223 08 02




Örenyerleri




Hierapolis – Merkez/Pamukkale

Laodikya – Merkez/Pamukkale

Tripolis – Buldan/Yenice

Apollonia Salbace – Tavas/Medet

Herakleia Salbace – Tavas/Vakıf

Herakleia – Tavas/Kızılcahöyük

Sebastopolis – Tavas/Kızılcahöyük

Colossae – Honas

Eumeneia – Çivril/Işıklı

Dionysopolis – Çal/Bahadırlar

Attuda – Sarayköy/Hisar

Trapezopolis – Babadağ/Bekirler

Alacain – Acıpayam

Thinta – Merkez/Gözler

Ecesultan – Çivril

Yassıhöyük – Acıpayam

Tabae – Kale




Önemli Günler







Mahalli Kutlama Günleri:




Atatürk’ün Denizli’ye Gelişi

Denizli

4 Şubat




Milli Mücadeleye Katılış Günü

Sarayköy

24 Mayıs




Kurtuluş Günleri:




Güney İlçesinin Kurtuluşu

Güney

3 Eylül




Buldan İlçesinin Kurtuluşu

Buldan

4 Eylül




Festivaller:




Honaz Kiraz Festivali

Honaz

Mayısın Son ya da Haziran İlk Pazartesi Günü




Yenicekent Üzüm Festivali

Yenicekent / Buldan

Temmuz Son Hafta




Şenlikler:




Bağbozumu Şenlikleri

Çal

Eylül Ayının İlk Haftası




Deve Güreşleri

Sarayköy

Ocak Ayı




Yenicekent Nar Şenliği

Yenicekent (Baklan)

Ekim 2. Hafta




Üst Resim: Pamukkale

Alt Resim: Hierapolis Antik Kenti (M.Ö. 2.yy)







GENEL BİLGİLER;




Horozları ile ünlü Denizli zengin bir tarih ve kültüre sahiptir. Denizli, Hierapolis ve Laodikeia, Tripolis, gibi antik kentleri, kaplıcaları ve dünyada eşi olmayan travertenlere sahip Pamukkale ile görülmesi gereken bir turizm merkezidir.




İLÇELER:

Denizli ilinin ilçeleri; Acıpayam, Akköy, Babadağ, Baklan, Bekilli, Beyağaç, Bozkurt, Buldan, Çal, Çameli, Çardak, Çivril, Güney, Honaz, Kale, Sarayköy, Serinhisar ve Tavas’dır.




Müzeler




Hierapolis Arkeoloji Müzesi: Hierapolis kentinin en büyük yapılarından biri olan Roma Hamamı, 1984 yılından beri Hierapolis Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermektedir.

Müzede, Hierapolis kazılarından çıkan eserlerin yanında Laodikeia, Colossai, Tripolis, Attuda gibi Lycos (Çürüksu) Vadisi kentlerinden gelen eserler de bulunmaktadır. Ayrıca Tunç Çağı’nın en güzel örneklerini veren Beycesultan Höyüğü’nden elde edilen arkeolojik buluntular müzenin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Caria, Pisidya ve Lidya bölgelerindeki bazı yerleşimlerden ortaya çıkarılan eserler de Hierapolis Müzesi’nde toplanmış ve sergilenmektedir.

Müze Tel: ( +90-258) 272 20 34 Ziyarete açık günler:Pazartesi hariç her gün

Ziyarete açık saatler:Yaz:08.00-19.00, Kış: 08.00-17.00





Atatürk Etnografya Müzesi: İl merkezinde Uçancıbaşı Mahallesi’nde bulunan ve bugün müze olarak kullanılan binanın yapım tarihi ile ilgili kesin bir belge yoktur. Müzenin üst katında çoğu Osmanlı Dönemi’ne ait giysi, takı, ev eşyası, silah, halı, kilim gibi etnografik nitelikteki kültür varlıkları sergilenmektedir. Ayrıca Atatürk’ün Denizli’ye geldiğinde kaldığı odada, gardırop, pirinç başlıklı karyola, divan ve barok stili bir çalışma masası da bulunmaktadır.

Müze Tel: (+90-258) 241 08 66

Ziyarete açık günler: Pazartesi hariç hergün

Ziyaret Saatleri: Yaz :08.00-19.00, Kış : 08.00-17.00




Camiler, Türbeler




Acıpayam Yazır Cami: Cami giriş kapısı üzerinde bulunan kitabesine göre,1801 yılında yaptırılmıştır. Süslemesi bakımından oldukça zengin ve değişik bir durum gösteren caminin duvarları içerisinde üç sıra panolar halinde resimlerle süslenmiştir.




Boğaziçi Cami: Selçuklular Döneminde yapılan bu cami, Baklan ilçesi Boğaziçi Kasabası’ndadır. Ağaç direkli camilerdendir. Süslemesi bakımından oldukça zengin ve değişik ağaç motifleri görülmektedir.




Türbeler:




Servergazi Türbesi ( Yeşilköy ), Mehmet Gazi Türbesi (Büyük Mezarlık), Fatma Hanım (Yıldız) Türbesi (B. Mezarlık), Ahi Sinan Türbesi, Mahmut Gazi Türbesi, Yatağan Baba Türbesi ve Hüsamettin Bey Türbesi Denizli’nin görülmeye değer başlıca türbeleridir.




Han ve Kervansaraylar




Akhan: Denizli’ye 7 km. uzaklıkta, Denizli-Afyon karayolu üzerindedir.1253-1254 yıllarında, inşa edilmiş olan kervansarayın 2 yazıtından birinde II. İzzettin Keykavus’un adı ve unvanları belirtilmektedir. Hanım avlu portali (taç kapı), geometrik ve plastik süslemeleri ile oldukça görkemlidir. Geyik, sfenks, kuş, figürleri, palmet, bitki gibi motifleri ile yoğun bir bezemeye sahiptir.




Çardakhan Kervansarayı: Çardak ilçe merkezinin hemen dışındadır. Yazıtından anlaşıldığını göre, I. Alaaddin Keykubad zamanında, 1230 yılında yaptırılmıştır. Sultan hanları tipinde bir kervansaraydır.




Kaplıcalar




Çizmeli (Yenice) Kaplıca ve İçmeleri: Buldan ilçesine 16 km uzaklıktaki Yenicekent sınırları içindedir. Menderes kıyısında olup, Tripolis antik kenti kalıntıları arasından gidilir. Romatizma, kalp, damar sertliği, deri, basur memeleri hastalıklarının tedavisinde kullanılır.




Gölemezli Çamur Kaplıcası: Akköy ilçesine bağlı Gölemezli Köyü yakınlarındadır. Dört kaynak halindedir. Kaynaklar nitelik bakımından her birinden farklıdır. Birisi çamur hamamı olarak kullanılır. Deri hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Babacık (Kabaağaç) Kaplıcası: Sarayköy ilçesi Tekke köyü ılıcasının 3 km uzaklığındaki Kaabaağaç Köyü’ndedir.




Tekkeköy Kaplıcası: Sarayköy ilçesi Tekke Köyü yakınındadır. Sarayköy’e uzaklığı 20 km olup, çeşitli yerlerden sıcak sular kaynamaktadır Roma Devri’nden kalma hamamı, havuzu, soyunma yeri vardır. Kaplıca; romatizma, deri, kadın hastalıkları, idrar yolu rahatsızlıkları tedavisinde kullanılır.




Kızıldere Ilıcası: Sarayköy’e 11 km uzakta kızıl renkli kayalardan çıkar. İki kubbeli bir hamamı, iki banyo yeri, havuzu ve soyunma yeri vardır. Romatizma ve yorgunluğa iyi gelir.




NE YENİR?




İlin özgün yemekleri arasında pirinç çorbası, keşkek, kuru fasulye, nohut, sarma, dolma, bulgur pilavı, kabak, soğan yahnisi, ve keşkeği sayabiliriz.





NE ALINIR?




Tüm Denizli ili dokumaları, özellikler Buldan’a özgü desenli, renkli, simli, pamuklu, ipekli giysi ve mefruşatlar büyük bir üne sahiptir ve mağazalarda teşhir ve satışı yapılmaktadır.




YAPMADAN DÖNME




Doğa harikası eşsiz travertenleri, birçok hastalıkların tedavisinde rolü olduğu belirlenen Pamukkale’nin şifalı suyunu, ayrıca Karahayıt ve Yenice gibi kaplıcalarını ziyaret etmeden,

Bir çok uygarlıkların yerleştiği antik çağın büyük ve kutsal kentlerinden; Hierapolis, Laodikeia, Colossae, Tripolis ve Heraclaia görmeden,




Önemli bir alış veriş merkezi olan Kaleiçini, şehir merkezindeki havlu, bornoz ve diğer tekstil ürünlerinin satıldığı Babadağlılar Çarşısı’na uğramadan,

Karcı Dağı eteğindeki havası, suyu ve manzarası eşsiz Çamlık mesireliğinde piknik yapmadan …

Dönmeyin.




Hierapolis-PAMUKKALE




Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin arkeoloji literatüründe Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır.




Hierapolis coğrafi konumu ile kendisini çevreleyen çeşitli tarihi bölgeler arasında yer almaktadır. İlk Çağ’da yaşayan Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sınır olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakınlığı ile Hierapolis’in bir Frigya kenti olduğunu ileri sürerler. Hierapolis olarak adlandırılmadan önce kentte bir yaşamın var olduğunu Ana Tanrıça kültünden dolayı biliyoruz.




Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına karşın; Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından M.Ö. II. yy’ başlarında kurulduğu ve Bergama’nın efsanevi kurucusu Telephos’un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera’dan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir.




pamukkale




Hierapolis, Roma İmparatoru Neron dönemindeki (MS. 60) büyük depreme kadar, kentleşme ilkelerine bağlı kalarak özgün dokusunu sürdürmüştür.Kent, Neron dönemi depreminden büyük zarar görmüş ve tamamen yenilenmiştir. Üst üste yaşadığı bu depremlerden sonra, tüm niteliğini kaybetmiştir. Hierapolis Roma Dönemi’nden sonra Bizans Dönemi’nde de çok önemli bir merkez olmuştur. Bu önem, MS. 4. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması (metropolis), MS. 80 yıllarında, Hz. İsa’nın havarilerinden olan, Aziz Philip’in burada öldürülmesinden kaynaklanmaktadır. Hierapolis, 12. yüzyıl sonlarına doğru Türklerin eline geçmiştir.

DİYARBAKIR















DİYARBAKIR




YÜZÖLÇÜMÜ: 15.355 km²




NÜFUS: 1.570.943 (2011)




İL TRAFİK NO: 21




İLÇELER: Diyarbakır (merkez), Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice, Silvan.




İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Çermik Kaplıcası, Diyarbakır Kalesi ve Nasturi Kilisesi, Eğil, Çermik, Çüngüş, Osmaniye, Tercil, Mihrani, Aydındar, Kefrum, Zülkarneyn, Atak ve Silvan Kaleleri, Hilar Mağaraları, Dakyanus ve Atak (Antak) Eskiçağ Kentleri, Meryem Ana Kilisesi, Zinciriye (Sincariye), Mesudiye, Ali Paşa ve Musluhiddin Lari, Abdullah Paşa ve Hatuniye Medreseleri, Artukoğulları Sarayı, Diyarbakır, Eğil (Taciyan), Hani, Hazro, Lice (Vakıf Ahmed Bey) ve Silvan (Selahaddin Eyyubi) Ulucamileri, Ömer Şeddad (Hazreti Ömer), Kale, Nebi, Safa (İparlı), Hoca Ahmed (Ayni Minare), Şeyh Matar (Mutahhar), Fatih Paşa (Kurşunlu), Hüsrev Paşa, Ali Paşa, İskender Paşa, Behram Paşa, Melek Ahmed Paşa, Defterdar, Arap Şeyh, Eyyubiler ve Kara Behlul Bey Camileri, Deliller (Hüsrev Paşa) Hanı, Hasan Paşa Hanı, Çifte Han ve Yeni Han, Dicle, Devegeçidi, IV.Murad (Karaköprü), Haburman, Sinek Çayı, Kenok (Kemkük) ve Malabadi Köprüleri, Diyarbakır Arkeoloji ve Etnografya, Diyarbakır Cahit Sıtkı Tarancı ve Diyarbakır Atatürk Köşkü Müzeleri.







İl Kültür Müdürlüğü




Tel: (412) 221 00 99

Faks: (412) 224 42 02




Diyarbakır Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Müdürlüğü




Adres: Lise Cad. R.Ali Emiri Sok.

Eski T.M.O. Binası Zemin Kat

Diyarbakır

Koro Tel: (0 412) 224 60 14 – 15




Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü




Dağkapı Burcu

DİYARBAKIR

Tel: (0 412) 222 64 69

Faks: (0 412) 244 42 02




Müze




Diyarbakır Müzesi

Adres: Ziya Gökalp Bulvarı – Diyarbakır

Tel: (412) 221 27 55

Faks: (412) 223 08 02




Örenyerleri







Çayönü – Ergani/Sesverenpınar

Üçtepe – Bismil/Üçtepe

Hassuni Mağarası – Silvan/Merkez

Hilal Mağarası – Ergani/Sesverenpınar




Önemli Günler




Mahalli Kutlama Günleri:




Atatürk’ün Diyarbakırlıları Fahri Hemşeriliğe Kabulü

Diyarbakır

5 Nisan




Atatürk’ün Diyarbakır’a Gelişi

Diyarbakır

15 Kasım




Festivaller:




Kültür ve Sanat Festivali (Karpuz Festivali)

Diyarbakır

Eylül Ayında




Şenlikler:




GAP Kültür ve Sanat Şöleni

Diyarbakır / GAP İlleri

15 Eylül




Nevruz (Bahar Bayramı)

Diyarbakır

21 Mart




Hıdrellez (Kültür Bahar Bayramı)

Diyarbakır

6 Mayıs




Murat Şenliği (Halk Arasında Kutlanır)

Silvan

17 Mart




Üst Resim: Diyarbakır Kalesi ve Surları

Alt Resim: Diyarbakır Ulu Cami – Anadolu’daki en eski cami (1091-1092)







GENEL BİLGİLER;




Isının 40-50 dereceye vardığı yaz günlerinin bunaltıcı sıcaklığından kurtulmak amacıyla gelişen düz damlı evleri ile tipik yöre mimarisinin günümüzde de yaşatıldığı Diyarbakır, uzun surları, Malabadi Köprüsüyle görülmesi gereken bir ildir.




İLÇELER:




Diyarbakır ilinin ilçeleri; Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice ve Silvan’dır




Müzeler




Diyarbakır Müzesi

Adres: Ziya Gökalp Bulvarı – Diyarbakır

Tel: (412) 221 27 55

Faks: (412) 223 08 02




Örenyerleri




Çayönü – Ergani/Sesverenpınar

Üçtepe – Bismil/Üçtepe

Hassuni Mağarası – Silvan/Merkez

Hilal Mağarası – Ergani/Sesverenpınar




Surlar




Diyarbakır Surları: Çin Seddi’nden sonra en uzun sur olması ile ünlenen Diyarbakır Surları 5.5 km uzunluğunda ve 7-8m yüksekliğindedir.16 kalesi ve 5 çıkış kapısı olan siyah bazalt surlar, kentin en ilgi çekici yeridir. Ortaçağ askeri mimarisinin muhteşem örneğini oluşturan bu surlar yazıtlar ve kabartmalarla dekore edilmiştir.

M.Ö. 349 yılında Bizans İmparatoru Costantinus tarafından yenilenen surların yapılış tarihi tam olarak bilinmemektedir.




Çayönü buluntuları: Diyarbakır’ın 65km kuzeybatısında Elazığ karayolu üzerinde Ergani ilçesinde bulunan Çayönü antik kenti cilalı taş devrine yani günümüzden yaklaşık 9000 yıl öncesine dayanmaktadır. Bu yerleşim yerinin ilk yerleşik hayata geçilen yerlerden biri olduğu saptanmıştır. Çayönü İlkel yerleşmesinde çıkartılan öğütme taşları, çakmak taşı, kemikten ve bakırdan yapılan çeşitli aletler Diyarbakır Arkeolojik Müzesi’nde sergilenmektedir.




Köprüler




Malabadi Köprüsü: Silvan ilçesi yakınlarında Batman çayı üzerindedir. Dünyadaki taş köprüler içinde kemeri en geniş olanıdır.




Cami ve Kiliseler




Tarihi ve mimari özellikleri ile muhteşem olan Ulu Cami, Nebi Cami ve Safa Cami Diyarbakır’ın en ünlü camilerdir. Selçuklu Sultanı Melik Şah tarafından yaptırılan Ulu Cami, orijinal dizaynı ve hem Bizans hem de daha eski mimari malzemeleri kullanması ile ilginç olup Türkiye’nin en eski camilerindendir.




Diyarbakır’ın 77 km doğusunda, Silvan’da 1185 yılında yapılmış, zarif görünümlü Ulu Cami, kemer kapıları ifade eden ince taş kabartmaları ile görülmeye değerdir.




Diyarbakır’ın önemli kiliseleri arasında Mart Thoma, Meryem Ana, Kırklar Kilisesi ve Mart Pityon Kilisesi sayılabilir. Meryem Ana Kilisesi, şehirde kalan az sayıdaki Süryani cemaati tarafından halen kullanılmaktadır





Diyarbakır Cami ve Kiliseleri :




Diyarbakır’ın önemli kiliseleri arasında Mart Thoma, Meryem Ana, Kırklar Kilisesi ve Mart Pityon Kilisesi sayılabilir. Meryem Ana Kilisesi, şehirde kalan az sayıdaki Süryani cemaati tarafından halen kullanılmaktadır.




Ulu Cami (Merkez):




İslam dünyasında beşinci Harem-i Şerif olarak bilinmektedir. Diyarbakır İslam ordularınca fethedildikten sonra, ildeki en büyük Hıristiyan tapınağı Mar-Tama kilisesi, M.S. 639 yılında camiye çevrilmiştir. 1091′de Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah zamanında tamir ettirilmiştir. 1115 tarihinde meydana gelen deprem ve yangında büyük hasar gören cami, 1240 yılında halkın yardımıyla onarılmıştır. Avlusundaki şadırvanları, çeşitli devirlere ait kitabeleri yönünden büyük değer taşıyan bu ilk İslam yapısı, kara taşlarla inşa edilmiştir.




Anadolu’nun en eski camisi olan Ulu Cami, çevresindeki iki medrese ve diğer yapılarla anıtsal yapılar topluluğu olarak günümüzde de dikkat çekmektedir. Plan olarak 705-715 yıllarında inşa edilen Şam’daki Ümmiye ve Emevi camilerine benzemektedir.







Behram Paşa Cami (Merkez):




13. Osmanlı Valisi Behram Paşa tarafından yaptırılan cami, Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerindendir. Caminin çok süslü minberi bir sanat harikasıdır.







Şeyh Matar Cami (Merkez):




Dört ayaklı minare ve cami, Akkoyunlu eseri olup 1500 yılında Sultan Kasım tarafından yaptırılmıştır. Minare yekpare taş sütun üzerinde dört köşeli olarak inşa edilmiştir. Sütunların üzerinde fırınlanmış ağaç kullanılması da minarenin özelliklerinden biridir. Bir inanışa göre yedi defa sütunların arasından geçenin dileği kabul edilirmiş.







Safa Cami (Merkez):




1532 yılında yapılan cami, Akkoyunlu eseridir. Eskiden bir kılıf içinde muhafaza edildiği söylenen minaresi oldukça zariftir.







Meryem Ana Kilisesi (Merkez):




VI. yy.dan kalma olup, zamanla birçok onarım görmüştür. Bizans devrinden kalma mihrabı, Roma biçimi kapısı ilgi çekicidir. Kilisede bazı azizlerin türbesi bulunmaktadır. Süryani Kadim Yakubi mezhebine ait olan kilisede bazı azizlerin tasvirleri bulunmaktadır.














Hanlar, Kervansaraylar




Diyarbakır, Tarihi İpek Yolu’nun merkezlerinden olması sebebi ile önemli hanlara sahiptir. Deliller Hanı, Hasan Paşa, Çiftehan ve Yeni Han’da geçmişte olduğu gibi günümüzde de halı, kilim ve gümüş işleme satan dükkanlar bulunmaktadır.




Kervansaray




Mimarisi ve iç yapısı ile görülmesi gereken yerlerden biri olan Kervansaray, bugün restore edilerek otel haline getirilmiştir




NE YENİR?




Devasa boyutlardaki karpuzu ile tanınan Diyarbakır, yemek kültürü açısından da oldukça zengindir. Akşamın geç saatlerinde, tezgahlarda satılan cartlak kebabı olarak bilinen ciğer kebabı geleneksel yemekleri arasındadır.




Diyarbakır’ın en ağır yemeklerinden olan kibebumbar, işkembe ve bağırsakların et, pirinç, nane, biber ve tuz karışımı ile pişirilir. Bunların yanında içli köfte, çiğ köfte, bulgur pilavı, kaburga, keşkek, Kibukudur, lebeni, tatlılardan ise burma kadayıf ve Nuriye tatlısı ünlüdür. Üzümden yapılan pestil ve sucuk, otlu peynir, örgü peynir, sumak çokça yenen diğer yiyeceklerdir




NE ALINIR?




El sanatları, hasır bilezik, kiniş gerdanlık, gümüş işlemeli nalın ve çekmeceler kuyumcuların beğenilen ürünleridir. Köylerden el dokuması halı ve kilim üretimi yapılmaktadır




YAPMADAN DÖNME




Diyarbakır Surlarını gezmeden,

Malabadi Köprüsünü görmeden,

Eski Diyarbakır Evlerini görmeden

Cahit Sıtkı Tarancı ve Arkeoloji Müzelerini görmeden,

Selim Amca’da kaburga yemeden, meyankökü içmeden,

Diyarbakır hasırı almadan

…Dönmeyin.







DÜZCE












DÜZCE



YÜZÖLÇÜMÜ: 3.641 km²



NÜFUS: 342.146 (2011)



İL TRAFİK NO: 81



İLÇELER: Akçakoca, Çilimli, Cumayeri, Düzce, Gölyaka, Gümüşova, Kaynaşlı ve Yığılca.



Düzce ili, Türkiye Cumhuriyeti'nin Karadeniz Bölgesi'nin Batı Karadeniz Bölümü'nde yer alan bir il.



TARİHİ



Batı Karadeniz’in ayakta kalan tek antik kenti olan Düzce’nin tarihi, M.Ö. 1390-800 yılları arasında hüküm süren Hitit (Eti) Medeniyeti’ne kadar uzanır. Orhan Gazi’nin komutanlarından Konuralp Bey’in Bizans Tekfurları ile 1323’te yaptığı savaşlar sonucu Osmanlı topraklarına katılan Düzce, 1869 yılına değin Kastamonu Vilayeti Bolu Mutasarrıflığı, Göynük Kasabası’na bağlı bir bucak olarak tarihte yer almıştır. 1869 yılında (bazı söylentilere göre 1870 yılında) ise Bolu Sancağı’na b ve 23091 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 584 sayılı KHK uyarınca il olmuştur.



COĞRAFİ YAPISI VE İKLİMİ



İl toprakları, kıyı kesimi dışında ortası çukur, çevresi dağlarla kuşatılmış ovalardan oluşur. Kuzeyde Akçakoca Dağları, doğuda Bolu Dağları, güneydoğu ve güneyde Abant Dağları’nın batı uzantıları yer alır. Orta kesimde tarımsal üretim açısından büyük önem taşıyan Düzce Ovası yer alır. İlin başlıca akarsuyu Melen Çayı’dır. Akçakoca Dağları’ndan doğan bu akarsuyun Melen Gölü de denilen Efteni Gölü’ne kadarki bölümü Küçük Melen Çayı, bu gölle denize döküldüğü Melenağzı arasındaki bölümüne de Büyük Melen Çayı adı verilir. Tarım alanlarının sulanması ve bu alanların taşkından korunması amacıyla Küçük Melen Çayı üzerinde yapılan Hasanlar Barajı’nın tamamlanma tarihi 1972’dir. Hasanlar Baraj Gölü ildeki tek yapay göldür.



İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ



Düzce ili, Karadeniz Bölgesi’nin kıyı kesimlerinde görülen nemli ve fazla sert olmayan iklimin etkisi altındadır. Yıllık sıcaklık ortalaması 13,1oC, ortalama yağış miktarı 845 kg/m2 olup, ortalama nispi nem %70’in altına düşmez. Düzce, doğal bitki örtüsü açısından zengin sayılan bir ildir. Kıyı kesimi maki ve yalancı makiler, kıyı ardındaki dağlar ise gürgen, kayın, kestane ve meşelerden oluşan ormanlarla kaplıdır. Düzce Ovası’nı kuşatan dağların alçak kesimlerinde geniş yapraklılardan, yüksek kesimlerinde ise kara çam, sarı çam ve köknarlardan oluşan ormanlar vardır.

İlin nüfusu toplam 323.328 olup bunun 162.505’i kadın, 160.823’ü erkektir. İl nüfusunun 157.894’ü şehirde, 165.434’ü köyde yaşamaktadır.

2007 YILI ADRESE DAYALI NÜFUS KAYIT SİSTEMİ SAYIM SONUÇLARI



İDARİ YAPI



2010 yili TUIK verilerine göre ilimizde merkez ilçe ile beraber 8 ilçe 3 belde ve 280 köy vardir. İlimiz ilçe, belde, köy ve mahalle sayıları aşağıdaki tablodaki gibidir.


Birim Köy Nüfusu Şehir Nüfusu Toplam Nüfus



Merkez 88758 94637 183395

Akçakoca 14528 22416 36944

Cumayeri 3503 9302 12805

Çilimli 11812 4504 16316

Gölyaka 11630 8007 19737

Gümüşova 8142 6385 14527

Kaynaşlı 11559 9329 20888

Yığılca 15502 3314 18817

Toplam 165434 157894 323328



İlçe Belediye Köy Adedi Mahalle Adedi



MERKEZ - 84 37

Beyköy - - 4

Boğaziçi - - 6

Konuralp - 25 6

Akçakoca 1 43 8

Cumayeri 1 21 5

Çilimli 1 20 7

Gölyaka 1 21 10

Gümüşova 1 18 6

Kaynaşlı 1 20 7

Yığılca 1 39 4

Toplamda 11 291 100




EKONOMİK DURUMU



DİE’nin 2001 verilerine göre Türkiye gayrı safi yurt içi hasılası içinde %0,2 paya sahip olan Düzce, iller arasında 63. sıradadır. Yine aynı yıl 1.383.874.517 TL’lik (1142 ABD doları) kişi başına düşen GSYİH ile iller arasında 59. sırada yer almaktadır. GSYİH’sinin dağılımı ise şöyledir: %28 tarım, %24,6 sanayi, %11,2 ticaret, %24,9 hizmetler, %4,7 İnşaat, %5,6 diğer sektörler. Devlet hizmetlerinin GSYİH içindeki payı ise %11,5’dir.



Türkiye İş Kurumu Düzce İl Müdürlüğü kayıtlarına göre 2006 yılı sonunda 6.363 olan işsiz sayısı, 2007 yılı içerisinde İş-Kur tarafından kamu sektörüne 30 kişi, özel sektöre 1.815 kişi olmak üzere toplam 1.845 kişi yerleştirilmesi sonucu 2007 yılı sonunda 5.846 olarak görülmüştür.

İlimiz 5084 Sayılı “İstihdamın ve Yatırımların Teşviki Yasası” kapsamındadır.




SANAYİ VE TİCARET



Düzce Ticaret ve Sanayi Odası 1959 yılında kurulmuştur ve 11 meslek komitesinden oluşmaktadır. Üye sayısı 3.733’dür. 283 Anonim Şirket, 1.911 Limited Şirket, 22 Kollektif Şirket, 3 Adi Komandit Şirket, 2 Komandit Şirket, 210 Kooperatif Şirket ve 1.304 Hakiki Şahıs faaliyet göstermektedir. Özel ve Resmi olarak 23 adet banka şubesi Düzce'de hizmet vermektedir.



Düzce’nin 5084 sayılı “Yatırım ve İstihdamın Teşviki” Hakkındaki Kanun kapsamına alınmasıyla sanayileşmenin yapısında bir değişim görülmüş, mevcut küçük çaplı sanayi kuruluşlarına 1. ve 2. Organize Sanayi Bölgelerinin de eklenmesiyle büyük çaplı fabrikalar kurulmaya ve faaliyet göstermeye başlamışlardır.



Düzce 1. Organize Sanayi Bölgesi, TEM otoyoluna 1.5 km uzaklıkta, 200 hektar alan üzerine, 55 firmaya tahsis edilmiştir. Altyapısı tamamlanan bölgede 35 sanayi kuruluşu üretime başlamış bulunmaktadır. Toplam 4.593 işçi istihdam edilmektedir. Firmaların tamamı faaliyete geçtiğinde 9.360 kişiye istihdam sağlanması beklenmektedir.



5084 sayılı Yasanın etkisiyle gelen yatırım taleplerini karşılamak üzere Tepetarla Mevkii’nde, 81 hektar alan üzerine kurulan 2. Organize Sanayi Bölgesi 9 yatırımcıya tahsis edilmiştir. Firmalar üretime geçtiğinde 1.200 kişi istihdam edilecektir.



Düzce merkezinde inşaatı devam eden ve kapalı alanı 120.000 m2 olup 458.000 m2 alana yapılmakta olan “Küçük Sanayi Sitesi”nin % 80’i tamamlanmıştır. Tamamlanmış işyerlerinin kuraları çekilmiş ve hak sahipleri belirlenmiştir. Tümü tamamlandığında 800 işyerinde yaklaşık 5.000 ila 7.000 kişi arası istihdam sağlanmış olacaktır. Akçakoca İlçesi’nde de küçük sanayi sitesinin yapımı bitmiş olmakla birlikte bir kısım alt yapı inşaatları için ödenek temin edilmesi gerekmektedir.

Sanayi sektöründe 1.derecede ağırlıklı iş kolunu orman sanayi oluşturmaktadır. İkinci derecede ağırlıklı iş kolunu av ve tüfek sanayii oluşturmaktadır. Tekstil sektörü ilimizde hızla gelişmekte olup, odaya kayıtlı 89 adet konfeksiyon dikim ve 37 adet dantel-fisto-gipür brode imalatı yapan toplam 129 adet tekstil firmamız mevcuttur.



İlden Avrupa ülkeleri, Orta Doğu ülkeleri ve Türk Cumhuriyetlerine ihraç edilen başlıca ürünler; kauçuk fitil, konfeksiyon ürünleri, iç fındık ve fındık mamulleri, alüminyum ve çelik boru mamulleri, yaş ve kuru maya, kapı kilidi, dondurulmuş tavuk ayağı, spiral çelik boru, mobilya, lamine parke, çelik yay, yarı otomatik tabanca, av tüfeği, MDF lam, kravat, eşarp ve çoraptır.



TARIM VE HAYVANCILIK



Düzce ilinin 259.300 hektarlık yüzölçümünün %35.44’u (91.915 ha) tarım arazisidir. Arazinin 124.982 hektarı yani % 48,19’ u orman alanıdır. 7.932 hektarlık mera ve çayır alanı bulunan Düzce arazi varlığının 39.536 hektarı tarım dışı arazidir. Sulanabilir tarım arazisi 52.153 hektar olup; 16.713 ha devlet sulaması, 6.797 ha halk sulaması olmak üzere toplam 23.510 hektar alan sulanmaktadır.



Ormanlık saha dışında kalan bölümlerde özellikle fındık, pancar, mısır, buğday, çeltik ve Virginia tütünü ekimi yapılmaktadır. 32.500 hektarlık Düzce Ovası’nın %80’i fındık ve kavak üretimine ayrılmış olup geriye kalan alanda ise tarla ve sebze tarımı yapılmaktadır.



Düzce ilinde modern yöntemlerle hayvancılık yapılmaktadır. Başlıca hayvancılık etkinliği sığır besiciliği ve tavukçuluktur. İl genelinde 40.500 adet büyükbaş, 11.000 adet küçükbaş, 277.000 adet yumurta tavuğu, 29.000.000 adet broiler cinsi tavuk bulunmakta, 17 adet alabalık çiftliği’nde 196 ton/yıl alabalık üretilmektedir. En önemli hayvansal ürün beyaz ettir. Süt, deri ve yumurta da diğer önemli hayvansal ürünlerdir.



Tarımsal Yayımı Geliştirme (Tar-Gel) Projesi kapsamında İlimiz köy ve beldelerinde görevlendirilmek üzere bakanlıkça ilimize 13 sözleşmeli personel kontenjanı verilmiş olup bunlardan 11 Ziraat Mühendisinin hizmet sözleşmesi yapılarak muhtelif merkezlerde göreve başlamıştır.

İlimiz genelinde kurulan 98 adet Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin 7’si kapanmış, 8’i tasfiye halinde, 83’ü faal durumdadır.



ORMANCILIK



Düzce ormanları üstün nitelikli ve verimlidir. Bir bölümü orman içinde bulunan köylerde başlıca etkinlik ormancılıktır. Bu ormanlardan elde edilen tomruklar sanayi hammaddesi olarak önem taşır. İl genelinde 15 kaplama fabrikası, 400 de kereste ve parke işleme fabrikası veya atölyesi mevcut olup bu tesislerde yıllık ortalama 500.000 m3 orman emvali işlenmektedir.




KÜLTÜR VE TURİZM



Düzce, kültürel çeşitliliğin doğal güzelliklerle buluştuğu nadir illerden biridir. Konuralp Beldesi’nde bulunan ve tarihsel süreç içerisinde bölgede hüküm süren medeniyetlerin özelliklerini gösteren, heykel, seramik, sikke koleksiyonları ile etnografik eserlere sahip bulunan Konuralp Müzesi’nde 1.825 adet arkeolojik eser, 426 adet etnografik eser ve 3.837 adet sikke olmak üzere toplam 6.118 adet tarihi eser bulunmaktadır. İlimizde 110 sivil mimari yapı, 25 dini- kültürel yapı, 4 askeri yapı ve 5 doğal anıt olmak üzere toplam 144 adet taşınmaz kültür ve tabiat anıtı bulunmaktadır.



İlimiz genelinde biri inşaat halinde olmak üzere yönetimi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ait toplam 4 adet halk kütüphanesi mevcut olup, 1 adedi il merkezinde diğerleri ise Akçakoca, Çilimli ve Yığılca ilçelerinde bulunmaktadır. Ayrıca İl Merkezinde yeni Hükümet Konağı bahçesi içerisinde yeni bir Halk Kütüphanesi inşaatı tamamlanmış olup, faaliyete geçirilmiştir.



İlimizde her yıl kültürel çeşitliliğin sergilendiği bir çok festival ve şenlik düzenlenmektedir. Hıdrellez Bahar Bayramı, Yığılca Hasanlar Barajı Yelken Yarışları, Doğa Yürüyüşleri, Çilimli Yukarı Karaköy Türbeleri Anma Etkinliği, Bekiroğlu Köyü Isırgan Şenlikleri, hemen hemen her köyde ve Gölyaka, Kaynaşlı, Çilimli ilçelerinin merkez mahallelerinden bazı bölümlerinde yapılan çok sayıda Yayla Şenlikleri, Düzce-Akçakoca Uluslararası Turizm, Kültür ve Fındık Festivali gibi etkinliklerde köy, doğa, doğal alanlar ve kent yaşamının güzellikleri ve bu oluşumların kent halkına yansımaları sergilenmektedir.

Düzce; Batı Karadeniz’in tek antik kenti olan Prusias ve Konuralp Bey' in mezarının bulunduğu yer olmasının yanı sıra olağanüstü doğal güzelliklere de sahiptir. Yaylaları, gölleri, akarsuları ve Karadeniz’e açılan 29 kilometrelik sahiliyle turizmin her çeşidine uygun bir kent görünümündedir.



İldeki Turistik Tesisler



Tesis Sayısı Oda Sayısı

Yatak Sayısı Turist Saysı

Konaklama Tesisleri Turizm İşletme Belgeli Tesisler 7 264 503 2006

Beled. İşletme Belgeli Tesisler 29 575 1.382 Yılı

TOPLAM 36 839 1.885 58.025

Gençlik ve Spor



İlimizde merkezde 750, Akçakoca’da 500 ve Çilimli’de 300’er seyirci kapasiteli 3 adet spor salonu faaliyettedir. Ayrıca il merkezinde 260 seyirci kapasiteli bir adet tiyatro salonu mevcut olup, il ve ilçelerde bazı okullar bünyesinde inşa edilmiş olan çok amaçlı salonlarda da spordan tiyatroya kadar çok çeşitli etkinlikler yapılabilmektedir. Yine il merkezinde 5.000, Akçakoca’da 750, Çilimli ve Gölyaka’da da 250 seyirci kapasiteli futbol sahaları hizmet vermektedir. Cumayeri ve Yığılca İlçeleri’nde de birer adet futbol sahası mevcuttur.



İlimiz Olimpiyat Evi’nde, Gençlik Hizmetleri faaliyetleri kapsamında muhtelif kurslar düzenlenmekte, etkinlikler yapılmaktadır. 2006 yılı içerisinde halk oyunları, el sanatları, bilgisayar, İngilizce, gitar, bağlama ve tiyatro kursları açılmıştır.

Cumayeri İlçesi’nde Dokuzdeğirmen Köyü merkezinde Büyükmelen Irmağı kıyısına Valiliğimizce yaptırılan Rafting Tesisleri mevcut olup Kasım ayı başlarından Mart ayı sonlarına kadar rafting sporu yapılabilen bölge açısından önemli bir tesis niteliğindedir

İlimizde 36 adet gençlik ve spor kulübü tescilli olup, 2.945 lisanslı sporcu ve 12 milli sporcu bulunmaktadır.



1999 yılında yaşanan depremlerden sonra prefabrik alanı olarak kullanılan ve mülkiyeti Düzce İl Özel İdaresi’ne ait olan, Şıralık Mevkii’ndeki arsaya Özel İdare kaynaklarıyla atletizm pisti, basketbol ve voleybol sahaları, tenis kortları ve futbol sahası yapılmıştır.



Şehir stadının yanında bulunan toprak zeminli futbol sahası bir protokolle Düzce Belediyesi’ne devredilmiş ve suni çimle kaplanarak hizmete açılmıştır.

Çilimli ilçe merkezinde bulunan spor salonu inşaatı bitirilmiş faaliyete sunulmuştur. Akçakoca Spor Salonunun da bakım ve onarımı yapılmıştır.



Gümüşova İlçesin Elmacık köyü mezarlık mevkiinde 21.000 m2 alan köy muhtarlığından 2001 yılında 18 yıllığına atış poligonu yapımı için tahsis edilmiş, Trab-Skeet atış poligonunun yapımı tamamlanmış, atıcılık ve av müsabakaları devam etmektedir.

Akçakoca İlçesinde bulunan ve mülkiyeti mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne ait olan tesislerin Milli Takımlar Kamp Merkezi olarak düzenlenmesi için gerekli çalışmalar yapılmıştır.



SAĞLIK



Sağlık hizmetleri; Merkezdeki Sağlık Müdürlüğü ve ilçelerimizdeki İlçe Sağlık Grup Başkanlıkları eliyle yürütülmektedir. İlimizdeki sağlık tesislerinin durumu şöyledir:



Devlet Hastanesi (Merkez-Akçakoca) 2 (Yatak Kapasitesi 383)

D.Ü. Tıp Fak.Arş.Uyg.Hastanesi 1 (Yatak Kapasitesi 180)

Özel Hayri Sivrikaya Hastanesi 1 (Yatak Kapasitesi 65)


Eczane 78

Aile Sağlığı Merkezi 31

Toplum Sağlığı Merkezi 8

Aile Hekimi Birimi 104 (97’si faal, 7’si boş)

Sözleşmeli Aile Hekimi 97

Sözleşmeli Aile Sağlığı Elemanı 74

Görevlendirmeli Aile Sağlığı Elemanı 23

112 Kontrol Merkezi 1

112 Acil Yardım İstasyonu 7

Ambulans Sayısı 35

İlimizde Kaba Ölüm Hızı Binde 1.5

İlimizde Bebek Ölüm Hızı Binde 8.1

İlimizde Nüfus Artış Hızı Binde 11.4



104 uzman hekim, 165 pratisyen hekim, 264 hemşire, 144 ebe, 20 diş tabibi olmak üzere 697 sağlık personeli hizmet vermektedir.



İlimizde I., II. ve III. Basamakta hizmet veren Sağlık Bakanlığı ve Üniversite Hekimlerinin toplamı 588 olup, buna göre 565 kişiye 1 hekim düşmektedir ( Türkiye Ortalaması 2006 verilerine göre 720’ dir).

İlimizde 31 Ocak 2008 verilerine göre 44.130 kişiye yeşilkart verilmiştir. Toplam nüfusa oranı %13.64’tür.



Düzce İli “Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkındaki Kanun” un yürürlüğe girmesi ile Türkiye’de bu uygulamanın yapıldığı ilk ve tek il olmuş, 15 Eylül 2005 tarihinden itibaren uygulama başlatılmış ve sağlık hizmetlerinin verimli hale getirilmesi ve iyileştirilmesi çalışmalarında Türkiye genelinde örnek il seçilmiştir.



Düzce İli’nde koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında sağlık evlerine ilaveten 1 Halk Sağlığı Laboratuarı, 1 Verem Savaş Dispanseri ve 1’de AÇSAP Merkezi mevcut olup aile hekimliği pilot uygulamasına geçilmiş olmasıyla bu birimlerin görevlerinde herhangi bir değişiklik söz konusu olmamıştır.



EĞİTİM



İl Milli Eğitim Müdürlüğü



İlimizde, 2006-2007 Eğitim Öğretim yılında, 8 bağımsız anaokulu + 149 anasınıfı (206 derslik), 3’ü özel ve 4’ü pansiyonlu olmak üzere 194 ilköğretim okulu (1987 derslik özel okullar hariç), 3’ü özel 14’ü genel ve 12 ‘i ise mesleki ve çok programlı olmak üzere toplam 34 ortaöğretim okulu (516 derslik özel okullar hariç) eğitim-öğretim faaliyeti sürdürmektedir. 8 İlköğretim okulu, 1 ortaöğretim okulu (Düzce Lisesi) ikili eğitim vermektedir.



Ana okulu+ana sınıfında derslik başına düşen öğrenci sayısı : 17

İlköğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı : 22 (Türkiye ortalaması 37)



Ortaöğretimde Derslik Başına Düşen Öğrenci sayısı: 25 (Türkiye ortalaması 31)’dir.



Bu okullarda, 4.046 anaokulu ve anasınıfı öğrencisi, 45.857 ilköğretim okulu öğrencisi ile 6.956’sı genel, 7.098’i mesleki ve 295’ü ise özel lise öğrencisi olmak üzere toplam 14.249 ortaöğretim öğrencisi eğitim öğretim görmektedir.



Okul öncesi okullaşma oranı : % 38

İlköğretim okullaşma oranı : % 100

Ortaöğretim okullaşma oranı : % 85’ dir.



İlimiz genelinde 101 anaokulu ve anasınıfı öğretmeni, 1.089 sınıf öğretmeni, 1.630 branş öğretmeni, 160 kadrosuz usta öğretici, 17 ilköğretim müfettişi ve 252 idari kadro ile hizmet vermektedir. İlimizde norm kadro sayısı 3.862 olup, halihazırda 2.976 öğretmen görev yapmaktadır. 2006-2007 Eğitim-Öğretim yılında 295 yerleşimden toplam 9.208 öğrenci taşınarak eğitim-öğretim görmeleri sağlanmıştır.

İlimizde Okur Yazar Oranı % 98 ‘dir. (Türkiye Ortalaması % 87)



Düzce Üniversitesi



1 Mart 2006 tarihinde kabul edilen 5467 sayılı 15 İlde Yeni Üniversite Kurulması Hakkında Kanun ile Düzce ilinde Düzce Üniversitesi adıyla yeni bir üniversite kurulmasına karar verilmiş olup, Abant İzzet Baysal Üniversitesi’ne bağlı olarak idari ve akademik faaliyetlerine devam eden Tıp Fakültesi, Orman Fakültesi, Teknik Eğitim Fakültesi, Düzce Meslek Yüksek Okulu, Sağlık Meslek Yüksek Okulu ve Akçakoca Turizm Meslek Yüksek Okulu ile Akçakoca Meslek Yüksek Okulu yeni kurulan Düzce Üniversitesi’nin çekirdeğini oluşturmuşlardır. 5.609 öğrencinin öğrenim gördüğü fakülte ve yüksek okullarda, 28 profesör, 23 doçent, 108 yardımcı doçent, 64 öğretim görevlisi, 253 araştırma görevlisi, 16 okutman, 5 uzman ve 402 idari personel görev yapmaktadır.



Yükseköğretimdeki öğrencilerin barınmalarına yönelik hizmetler Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Bolu Bölge Müdürlüğü’ne bağlı olarak ilimizde teşkilatlanmış olan Düzce Avni Akyol Yurt Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Düzce Avni Akyol Öğrenci Yurt Müdürlüğü merkezde ve Beçiyörükler Köyü’nde 3’er Blok olmak üzere 6 blok halinde öğrencilere barınma ve iaşe hizmetleri vermektedir. Bütün binalarda kalorifer sistemiyle ısınma sağlanmaktadır. İki bölgedeki yurtların da bahçesinde birer adet basketbol ve voleybol sahası bulunmaktadır. İlimizdeki yüksek öğrenim öğrenci yurtlarımızda 704 kız, 966 erkek olmak üzere toplam 1.670 öğrenci kapasitemiz mevcuttur.




GÜVENLİK



İl Emniyet Müdürlüğü



2007 yılı içerisinde il genelinde 1.776 asayiş olayı meydana gelmiştir.

İlimizde trafikte kayıtlı araç sayısı 56.996’dır. İl genelinde 2007 yılı içerisinde 3.052 trafik kazası meydana gelmiş, 27 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.



İl Jandarma Komutanlığı



2007 yılı içerisinde il genelinde 1.362 asayiş olayı meydana gelmiştir. İl genelinde 2007 yılı içerisinde 792 trafik kazası meydana gelmiş, 12 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.